DELİKTAŞ TARİHİ

  

DELİKTAŞ TARİHİ    
Deliktaş, ismini köyün yakınlarında bulunan “delik taş”tan almış olup Osmanlı kayıtlarında “Delikli-taş köyü” olarak anılmaktadır. Köy tarihi Bağdad Caddesi üzerinde bulunmakta olup, Osmanlı döneminde çok önemli ve stratejik bir konumda bulunması nedeniyle önemli derbent(karakol)lerden biri idi. Anadolu’nun orta kolu güzergâhında bulunan Deliktaş bölgesi, İstanbul’dan çıkarak Osmanlının Diyarbakır, Erzurum, Van,  Şam, Halep, Bağdat ve Arabistan gibi vilayetlere giden yolların geçiş noktasında bulunmaktaydı.  Bu kadar önemli ve yoğun bir yolcu güzergâhında bulunan Deliktaş’ın etrafında bir takım tehlikeler dolaşmaktaydı. Bu tehlikeler aynı zamanda bu güzergâhtan geçen yolcuları da tehdit etmekte hatta buradan geçen yolcu ve kervanları soyarak Deliktaş’ın yakınlarında bulunan dağlık bölgelere ve mağaralara saklanmakta idi. Osmanlının tabiri ile Deliktaş bölgesi “eşkıyanın cevelengâhı” /“eşkıya yatağı” haline gelmişti. Bu nedenle burada bir han yapılarak planga (küçük kale) cami çeşme ve imaret yapılması, derbentçi (karakol bekçisi) tayin edilmek üzere konar-göçer Türkmenlerden yerleştirilmesi hususunda 1764 yılında teşebbüse geçildi. Karaman Valisi Feyzullah Efendi tarafından bu yıllarda başlayan Planga ve han inşaatı 1767 yılında ancak bitirilebildi. Bu tarihte Deliktaş Derbendi’ne 50 asker tayin edilerek bu hanın ve bölgenin emniyetinin sağlanması amaçlandı. 1762 yılında Reyhanlı Aşiretinden bir bölük getirilerek buraya iskânı sağlandı. 1777 yılında ise burada yapılan han, cami ve hisar tam faaliyete geçirilerek 200 asker daha görevlendirildi. Deliktaş Derbendi’nin halkının görevi güzergâhtaki gelip geçen yolcuları koruyarak hazineyi muhafaza etmekte, kış mevsiminde kapanan yolları ve özellikle de Yağdonduran mevkiini kardan temizlemekte, posta tatarlarının eşkıyanın tasallutuna maruz kalmadan bu bölgeden geçişini sağlamakta idi. İşte Deliktaş halkı bu ve benzeri güvenlik tedbirlerini sağlanması için derbentçi tayin edilmiş ve bu görevleri karşılığı olarak vergi, askerlik ve diğer mükellefiyetlerden muaf tutulmuşlardı. 
Deliktaş’tan tarih boyunca birçok yolcu gelip geçmiş, kimi burada konaklamış kimi ise burayı bir geçiş güzergâhı olarak kullanmıştır. Birçok Osmanlı devlet adamı, paşası ve subaylarıyla birlikte Avrupa’dan gelen seyyahların da Deliktaş’a uğradıklarını görmekteyiz. Bu seyyahlardan biri de Adrien Dupre’dir.  1807 yılının 26 Eylülünde Deilktaş’a gelen seyyah izlenimlerini şu şekilde anlatmaktadır: “…bir müddet sonra silahlı üç kişiye rastladık. Eğer sayıca biz onlardan fazla olmasaydık bize saldıracakları kesindi. Bu yol Malatya’ya kadar hırsızlarla, eşkıyalarla dolu imiş. Küçük bir koyakta kısa bir süre önce katledilen bir çuhadarın mezarını gördük. Tepesinde delik bir kayanın bulunduğu dağın üzerinden geçip küçük bir Türk Köyü olan Deliktaş’a vardık. Köyde hasat daha yeni yapılmıştı. Çeçler henüz dışarıdaydı. Yolar pek güvenli olmadığından yolumuza devam etmek için bu köyde ertesi güne kadar beklemeye mecbur kaldık. 27 Eylül sabah saat 7’de Deliktaş’tan 15 kişilik bir muhafız gurubuyla hareket ettik. Muhafızların bazısında tüfek, bazılarında tabanca, diğerlerinde sopalar ve kamalar vardı. Güzel bir yolu bir müddet takip ettikten sonra bazı aşiretlerin sürüleriyle birlikte yazın gelip yerleştikleri çorak ve gayr-i meskûn yörelerden geçtik. Buralarda demir ve bakır ihtiva eden çok sayıda taşlar vardı. “
Yine 1878 yılında Deliktaş’a uğrayan seyyahlardan Henry Tozer ise izlenimlerini şöyle aktarmaktadır: “Sivas’ı 12 Ağustos sabahı saat 6’da terk ettik. Harput’a gitmek üzere izlenmesi gereken yol Bağdat’a giden posta yoluydu. Anlatılanlar bu yolun oldukça ıssız bir bölgeden geçen bir yol olduğu yönündeydi. Bizimle yola çıkan zaptiyenin bize yol boyunca eşlik etmesi gerekiyordu…
Hep güneye doğru yol aldık. Eteklerinde ki yeşil çayırlarla dağdan gelen berrak ırmağın ikiye ayırdığı vadinin güneydoğusuna yöneldik. Yukarıda solumuzda azametle yükselen kireçtaşı teperli bulunmaktaydı.   Fakat bunların aşağısında, vadinin karşısındakiler ise, volkanik kayalardı. Aşağı indikçe bodur ardıç ağaçlarının rast gele serpildiği dağlık bir aşlana yaklaştık. Ağaçların kalın gövdelerinden çok yaşlı oldukları anlaşılıyordu. Yoldan 4,5 metre yukarıda Deliktaş olarak adlandırılan ve tabanında sığ bir mağara bulunan kayaya ulaştık. Arkasındaki geçit ve yakınındaki köy ismini bu kayadan almıştı. Bu köyde konakladığımız ev, Sivas’ta bize ev sahipliği yapan Kangal ağası’nın bir yakınına aitti. Kangal ağasının atalarının memleketi olan Kangal kasabası ise izlediğimiz yolun solunun biraz aşağısında kurulmuştu. Burada daha önce gördüklerimizden pek farklı olmayan geniş bir odaya yerleştik. Bu evin daha öncede 1838 yılında Kont Von Moltke’nin kaldığı ev olduğunu seyahatnamesindeki bir mektubunda okuduğum için biliyordum. Moltke, o tarihte Türk ordusunda askeri danışmandı ve Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Güneydoğu Anadolu’ya kadar gelen kuvvetlerini durdurabilmek için buradan geçmiş. Moltke yöreden mart ortalarında Prusyalı ve Türk Subaylarıyla etrafın karlarla kaplı olduğu, lapa lapa kar yağdığı bir gün Deliktaş Geçidi’ne ulaşmış, Kont Voltke mektubunda şunları yazıyor:
“Bazı dere beyler tarafından yapıldığı sanılan bu geçitte,  oldukça sağlam bir kalenin kalıntıları dikkatimi çekti. Reşit Paşa burada yolun güvenliğini sağlamak amacıyla bir “ayan”ı görevlendirmişti. ;At üstünde yorucu geçen bir yolculuktan sonra, ayanın evine davet etmesi bizi çok sevindirdi. Ocakta muazzam bir ateş çatırdıyordu. Geniş odanı tavanı sık köknar mertekleriyle örtülmüştü, üzerlerine de toprak çekerek sıkıştırmışlardı. Bunlar çatı vazifesini görüyordu. Yerler temiz halılarla örtülüydü. Ağaçtan ince direkler, kibar misafirlere mahsus olan orta kısmı, uşaklar için olan yerden ayırıyordu. Minderlerin üzerine uzandık. Çok geçmeden, üzerinde bir Türk yemeğini teşkil eden bir sürü sahanın bulunduğu büyük sac tepsi geldi. Sahanlar tahta kaşıklar ve uzun yarı ipekli bir el havlusu fakirlerin de zenginlerin de yemek servisini teşkil ediyordu. Güzel bir Rus çayı Türk arkadaşlarımın pek hoşuna gitti. “
Seyyahların da bahsettiği gibi Bağdat anayolu üzerinde bulunan Deliktaş’ta bulunan han, bu yoldan gelip geçen yolcuların ve kervanların en önemli uğrak yerlerinden biri olarak tarihte çok büyük bir işlev görmüştür.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Deliktaş derbendi Kangal ve Alacahan nahiyeleri ile birlikte Sivas Mutasarrıflığı tarafından idare olunmakta ve Sivas sancak merkezinin güneyinde yaya yürüyüşü ile 12 saat mesafede bulunmaktaydı.
Hicri 1287 yılı Sivas Vilayeti Salnamesine göre Deliktaş’ın 1870’li yıllarda Sivas Sancağına bağlı Nahiye merkezi olduğunu görmekteyiz. Nahiye müdürlüğünü ise Abdullah Ağa yapmakta idi. Deliktaş Nahiyesi’nin toprakları da Üsküdar’da bulunan Atik Valide Sultan Vakfı’na bağlı bulunması nedeniyle vergi bakımından vakıflar idaresine bağlıydı.
Söz konusu salnamede, Deliktaş’a bağlı bulunan 4 köyde 143 hane ve 399’ı Müslim 152’si gayr-i Müslim olmak üzere 551 nüfus bulunmaktaydı.
1872 tarihinde ise Deliktaş Nahiye müdürlüğünü Salih Ağa yapmaktadır.

1881 yılına gelindiğinde Deliktaş Nahiyesi müdürlüğünü yine Salih Ağa yapmaktadır. Müdür muavini Ohannes Ağa olup, Azalar ise Mehmet Ağa, Ahmet Ağa, Fazlı Ağa, Osman Ağa, Abdulkadir Ağa ve Asadır Ağadan oluşmaktaydı. Nahiyeye bağlı 4 köyde toplam 411 hane bulunmaktadır. Bu 4 köyde yaşayanların nüfusu ise kadın erkek toplam 1914 kişiyi bulmaktadır. 1884 yılı sayımında nahiye merkezi olan Deliktaş’ın nüfusu ise 1180 kişi idi.  Bu tarihlerde Deliktaş’ta 1 İlk mektep bulunmakta olup bu mektepte 103’ü erkek ve 22’si kız olmak üzere toplam 125 öğrenci okumakta idi.
1891 yılının Şubat ayında Basteke’ye gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkan Sultan Abdülhamit’in Askeri Danışmanlarından Binbaşı Abdulkadir Efendi’nin yolu Deliktaş’tan geçmektedir. 13 Şubat 1891 tarihinde bir Cuma günü Deliktaş Köyü’ne gelen Abdulkadir Efendi Cuma namazını kılmak üzere köy camisine uğrar. Yıkık dökük ve adeta içine girilemez hale gelmiş olan köy camisinde Cuma namazını eda ettikten sonra köylülerle konuşma imkânı bulur ve bu arada köylülerin istek ve şikâyetlerini de dinler. Bu şikâyetleri Padişah’a iletmek üzere Mabeyn-i Hümayun  (Padişahın Özel Kalem Müdürlüğü) kalemine hitaben şu yazıyı kaleme alarak telgraf çeker.
“Padişah Hazretlerinin İkinci Danışmanı’na
Basteke’ye gitmek üzere Sivas Vilayeti’nde anayol üzerinde bulunan Deliktaş Köyü’ne Cuma günü geldim. Deliktaş Köyü ve civarı 300 haneden ibaret olup hepsi İslam olduğu halde 5 vakit namazda namazlarını kılacak camileri harap olmuş durumdadır. Köy halkı ise fakir olduğu için bu camiyi yaptırmaya güçleri yetmemektedir. Bu caminin yapılması için 30 liraya ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu camiyi yaptırmanın çok büyük sevabı bulunmaktadır. Deliktaş Köyü halkının bana yapmış oldukları istirhamları üzerine bu konuyu arz eylemiş bulunmaktayım.  1 Şubat 1306 ( 13 Şubat 1891)
Binbaşı Abdulkadir “
Deliktaş’ın Bağdad Caddesi üzerinde bir geçiş güzergâhında bulunması, verimli ve geniş arazilere sahip olması nedeniyle, tarihimizde 93 harbi olarak bilinen 1877–78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında kaybedilen Osmanlı topraklarından gelen muhacirlerin iskânı için bir cazibe merkezi olmuştur. Daha önceleri Kafkas muhacirlerinde olduğu gibi Kars ve Terekeme (Karakalpak) muhacirleri de bu bölgede iskân edilmiştir.
Bunun sonuçlarından biri olarak bölgede idari ve asayiş sorunları baş göstermiş, mevcut idari yapı ile bu sorunların üstesinden gelinemeyeceği görülmüştür. Özellikle bölgenin güvenliğini sağlamakla görevlendirilen Deliktaş ve Alacahan derbentlerinin bu görevleri yapmadıkları gibi birbirleriyle de sürekli kavgalı olmaları yetkililere acil önlemlerin alınması gerekliliğini hatırlatmıştır. Kangal bölgesini idari ve asayiş bakımından düzene sokacak ve söz konusu derbentlerin görevlerini yapacak yani bir yapının oluşturulması amacıyla Kangal nahiyesinin “Kaza”ya tahvili çalışmalarına başlandı. Bu çalışmaların neticesi olarak 9 Nisan 1902 tarihinde Sivas Valiliği maiyet memuru Ahmet Muammer Bey, Kangal Kazası’nın ilk kaymaka mı olarak göreve başladı. Bu tarihten itibaren Deliktaş Nahiyesi Kangal Kazasına bağlanarak Nahiye Müdürlüğüne Abdullah Ağa tayin edildi.
Osmanlı Döneminin son Salnamesinde ise Deliktaş Nahiye Müdürü olarak Ahmet Hamdi Efendi’yi, Kâtip olarak Halid Efendi’yi, İlk Mektep öğretmeni olarak Dursun Efendi’yi, Polis olarak da Hasan Efendi’yi görmekteyiz.
Deliktaş,  Cumhuriyet’in ilk yıllarında da nahiye konumunu sürdürmekte idi. 1935 yılı Sivas Vilayet Bülteni’ne göre nahiyeye Acıyurt, Pöhrenkli, Kalburveran, Yeni Karahisar, Mağara, Eski Karahisar, Kertme Ağca mescit, Kertme Karacaveran, Viranlıca, ,İmam damı, Tahtalı, Hüyüklü yurt, Çat, Baş çayır ve Geven köyleri bağlı bulunmakta idi. Bu yıllarda Deliktaş Nahiye müdürlüğü görevini ise Sedat Özkan yapmakta idi.
Salih Şahin
Arşiv Uzmanı

 

Uğurcuğum,
Uzun zaman oldu, sana söz vermeme rağmen Deliktaş Tarihi'ni yazamadım. Kusura bakma. Çok işim vardı. ancak rahatlayabildim ve hemen sana söz verdiğim gibi kısa da olsa bir tarih yazmaya çalıştım. aslında köyle ilgikli çok belge var ama onları okuyup değerlendirmek zaman alıyor. ilerde onlara da bakarız inş. şimdilik bu kadar olsun .Sana iyi tezkereler diler Allaha Emanet ederim Selamlar Salih Şahin