MEÇHULİİ ŞİİRLERİ

TÜRKİYE CANIM FEDA

SİMA CEPHE

Deliktaş Köyü Sosyal Medyada Adres -http://www.facebook.com/deliktasdernegi

MEÇHULİİ ŞİİRLERİ

Gönderen Meçhuli on Paz, 17/02/2008 - 22:04 in

MEHMEDİM

MEÇHULİ
Çar, 02/06/2008 - 01:24
MEHMEDİM

Vatana, bayrağa kem göz bakınca
Yüreğin sinene sığmaz Mehmedim.
Allah'ın adıyla yola çıkınca
Dünyalar önünde durmaz Mehmedim.

Analar uğurlar toyla, düğünle
Tarihler yazılır çelik süngünle
Göğsümüz kabarır senin övgünle
Aman dileyene vurmaz Mehmedim.

Elbisen kefendir nakışı kandan
Şehadet aşkı ile geçersin candan
Peygamber kılıcı çıkınca kından
Öcünü almadan ölmez Mehmedim.

Dedende Mehmet'ti sende Mehmet'sin
Ekmeğe ihaneti Allah kahretsin
Aponun itleri defolsun gitsin
Çakal kurt izini bilmez Mehmedim.

Karakış demezsin gözün düşmanda
Destanlar yazarsın her vuruşmanda
Büyük mahkemede, hal duruşmanda
Rabbimiz sorguyu sormaz Mehmedim.

Tekbir ile çıkar namlundan kurşun
Tarihler yazmıştır, namertler bilsin
Parçası bütünü şöyle bir dursun
Bir çakıl tanesi vermez Mehmedim.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:39

YARELER BENİ

MEÇHULİ
Pzt, 02/04/2008 - 20:22
YARELER BENİ

Gündüz hayalimde gece düşümde
Mahbubun hasreti yareler beni.
Ölüm adım adım hergün peşimde
Ahiret korkusu yareler beni.

Hayat seni çile çile dokudum
Yokluk oldun dize dize okudum
Kalleş oldun demet demet soludum
Dostların darbesi yareler beni.

Pazar kurdu çok ucuza sattılar
Tatlı aşa acı zehir kattılar
Parçalayıp lokma lokma yuttular
İnsanın kalleşi yareler beni.

Mezar kazıp diri diri gömenin
Candan değil yalancıktan sevenin
Çelme takıp düştüğümü görenin
Alaylı gülüşü yareler beni.

Bana feda olup derdim alanın
Varlığımla bu dünyada duranın
Yoluma can verip kurban olanın
Yalandan ölüşü yareler beni.

Baykuşa terkedip evin barkını
Arkaya bakmadan dönüp sırtını
Nadanın yüzünden dostun yurdunu
Terkedip gidişi yareler beni.

Erliği terkeden kalleş hasmımın
Üç kuruşa takla atan hısmımın
Menfaat hırsıyla nice mısmılın
Leşleşip kokuşu yareler beni.

İlmi ile amel etmez alimin
Mazlumlara zulüm eden zalimin
Meçhuliler gibi nice gafilin
Amelsiz gidişi yareler beni.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:37

GÜL GİBİ KOKUN GELİYOR

MEÇHULİ
Paz, 02/03/2008 - 22:59
GÜL GİBİ KOKUN GELİYOR

Ruhuma can veren seher yelinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.
Lafza-i celal'in güzel dilinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.

Hira'nın hicranlı bakışlarından
Gönül ateşimin yakışlarından
Bülbülün aşk ile ötüşlerinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.

Gözyaşı döktüğüm gecelerimden
Sana aşk dokuyan hecelerimden
Hasretin dağ olan yücelerinden
Efendim gül gibi kokun geliyor.

Yetimin, öksüzün gözbebeğinden
Senin için çarpan dost yüreğinden
Seccademin süsü din direğinden
Efendim gül gibi okun geliyor.

Karani'ye verdiğin güzel hırkandan
Sultan Ahmet, Fatih, Eyüp Sultan'dan
Seni görüp gelen beyaz ihramdan
Efendim gül gibi kokun geliyor.

"Meçhulün"girdiği aşk bahçesinden
İlahi denilen dil bestesinden
Sevginle kavrulan "yar" hastasından
Efendim gül gibi kokun geliyor.

(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:35

HASRET TÜRKÜSÜ

MEÇHULİ
Cum, 02/01/2008 - 00:47
HASRET TÜRKÜSÜ

Mevsimler değişti geldi zemheri,
Bahardan geriye hüzündür kalan.
Kerem et sevdiğim nolur dön geri,
Gözümün nurunda yüzündür kalan.

Kalemim kaşından bade doldura,
İçimden geçenler sığmaz satıra,
Gönül defterimde tek bir hatıra,
Sözündür sevdiğim, sözündür kalan.

Leblerin goncaydı, boyun laleden,
Gerdanın sümbüldü, soyun haleden,
Kokun misk-i amber, huyun zareden,
Güllerden hediye,nazındır kalan.

Aşk-ı firakından tutmaz dizlerim,
Seni her baharda arar gözlerim,
Her çiçek dalında yanar özlerim,
Yürek peteğimde, balındır kalan.

Dolaştığın yerler taş taş öpüldü,
Sevdan büyüdükçe dünya küçüldü,
Vuslat ümidiyle il il göçüldü,
Geçtiğin yollarda, tozundur kalan.

Meçhuliyim, türkü türkü söyledim,
Damla idim deryaları boyladım,
Çok seherler bülbül oldum ağladım,
Çırpınan kalbimde, sazındır kalan.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:32

BELLİ

MEÇHULİ
Çar, 01/30/2008 - 19:05
BELLİ(çok sevdiğim ibrahim abimin dostane çağrısına dostane cevap)
Alem-i mahluka bakıp göresin
Bülbülde bellidir, kargada belli.
Hepimiz topraktanız böyle bilesin
Çorakta bellidir, balçıkta belli.

Günah defterimi kapattım çoktan
Kul bilmesede saklanmaz haktan
Görürsün önündeki ampülü yaksan
Siyahta bellidir, beyazda belli.

Kalemi ne güzel yaratmış Rabbim
Cahille, softayla olacak harbim
Cümle mü'minlere fedadır kalbim
Riyada bellidir, sevdada belli.

Cahiliye adetini sakın tanıma
Şeytanı lain-i sokma yanına
İbret alıp bir bak, sağın soluna
Günahta bellidir, sevapta belli.

İnsan beşer olur, bazen şaşırır
Danışanlar çok zorları başarır
Alem-i cihanda niye yaşanır
Bilende bellidir, bilmeyen belli.

Hamım ama ene yoktur özümde
Yalan yanlış riya yoktur sözümde
Çok şükür ki kara yoktur yüzümde
Güzelde bellidir, çirkinde belli.

Çok zamandır bu alemde gezerim
Arif meclisinde kaldı nazarım
Ara sıra acizane yazarım
Sazımda bellidir, sözümde belli.

Meçhuliyim, Molla Kasım değilim
Aklım azdır, belki biraz deliyim
Gizliye saklıya yoktur meyilim
Yolumda bellidir, yurdumda belli.
(MEÇHULİ 053659)
(Molla Kasım Yunus Emre'den yaklaşık üçyüz yıl sonra gelen birisidir.Yunus'un şiirlerini elde eder ve Sakarya Irmağı'nın kenarında oturarak Yunus' şiirlerini okumaya başlar ve her okuduğunu beğenmeyerek ırmağa atar. Artık son şiire gelmiştir. Ondan öncekileri Sakarya'nın suları alıp götürmüştür.O son şiirde Şöyle bir dize vardır;Çıkar bir Molla Kasım
Çeker sigaya Yunusu
Bu mısraları okuyan Molla pişman olmuştur ama iş işten geçmiştir çoktan.)
Değerli Admin Meçhuliyi on dakikada bulabileceğini söylüyorsun. Bulabilirsin ama buna gerek yok bence.Bırakalım Meçhuli gönlünden kalemine dökülenleri paylaşsın bütün dostlarıyla.İbrahim (İbili)abi sende bildiğini söylüyorsun Meçhuliyi.Merak etme sözlerim henüz kemale ermedi. Sözlerim piştiği vakit beraber açıklarız.Affınıza sığınıyorum ve hepinize esenlikler diliyorum.

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:28

MEZAR TAŞLARI

MEÇHULİ
Salı, 01/29/2008 - 18:36
MEZAR TAŞLARI

Faniden sonsuza açılan kapı,
Bir ömrün hikayesi mezar taşları.
Eksiksiz olarak tutar hesabı,
Bir ömrün faturası mezar taşları.

Binüçyüzotuzbeş doğum tarihi,
Bindörtyüzonüç ölüm tarihi,
Dünya savaşının gerçek tarihi,
Bir ömrün kundurası mezar taşları.

Ruhuna fatiha cümle mü'minin,
Salih evlat varsa bitmez amelin,
El edip çağırır, haydin tez gelin,
Bir ömrün tarihçesi mezar taşları.

Girip bakmak lazım ne var altında?
Huzur sükun var mı ehil halkında?
Zorluk var mı acep tövbe talkında?
Bir ömrün bilmecesi mezar taşları.

Kimisi genç gitmiş kimisi yaşlı,
Geride kalanlar gözleri yaşlı,
Her an ayaktadır ağırdan başlı,
Bir ömrün bilmecesi mezar taşları.

Meçhuliyim, huv el baki desinler,
Okusunlar fatihalar, yasinler,
Kulak verip ahvalimi sorsunlar,
Bir ömrün habercisi mezar taşları.
(MEÇHULİ 053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:27

GELDİM

MEÇHULİ
Salı, 01/29/2008 - 20:36
GELDİM (DOSTÇA CEVAP)

Özüm hakka doğru ise benlik bulunmaz
Galu Bela'dan ismimi aldımda geldim.
Sözüm arif sözü ise sual sorulmaz
Ana rahminden cismimi buldumda geldim.

Muhammed ümmetiyim, soyum ademden
Damarımdaki Türk Kanı şehit dedemden
Feyz alırım Mevlana'dan, Yunus Emremden
İzinin tozuna yüzümü sürdümde geldim.

Meçhul değil, Meçhüli'dir benim mahlasım
Selam olsun benden sana cümle gardaşım
Deliktaş Köyü'ndenim, Ruhsat sırdaşım
Tığın çec olduğu mevsim doğdumda geldim.
(MEÇHULİ 053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:25

MASAL

MEÇHULİ
Pzt, 01/28/2008 - 20:40
MASAL
Acıktığında, dev uykusundan uyanan şuurum,
Kral sofralarına sunduğum gençliğimi, geri ver!
Cemreler düşüreyim donmuş ruhlara........
Zemheride bahar demlesin mazideki semaver,
Soğuğa inat, tipiye inat......
Beddualar haykıralım bütün karanlıklara,
Yıldız, ay, mehtap gözlerimde hapsolsun,
Şeytanları dolduralım yağdanlıklara.......
Yansın, yansın bitsinler!
........................................................................
Aç ey alaca karanlık aç!...
Güneşler toplayalım, mavera aleminde.
Düşüncelerim ellerime düşsün,
Can bulsun ölü kelimeler, sevdamın kaleminde,
Ölmemecesine.........
Dimdik dursun hayallerim,
Ufukta tülensin bütün hülyalarım,
Gerçek olsun, hasretlerine uyandığım rüyalarım.
...........................................................................
Bir yolculuk başlasın, matemlerden uzak,
Peri kızının sihirli değneğinin ucundan.
Çıkalım kaf dağının zirvesine,
Düşürelim bütün çirkinlikleri uçurumdan.
Sonra geri dönüşü mümkün omayan yola bakıp,
Göktaşlarıyla taşlayalım,
Ateşlerde bırakalım onları; yansın, bitsinler,
Yokluklarda sürünüp, döne döne ölsünler,
Kahpe dünyanın insan kılıklı şeytanları.
Hapsedelim onları, büyük şeytanın yanındaki dipsiz zindana.
İşte bu benim için nirvana!.....
...............................................................................................
Çoraklaşmış beynime doğru süzülen bulut,
Boşalt suyunu, tevhitten aldığın bereketle.
İçimi yakıp kemiren, kuraklığı kurut!
Hücrelerimdeki her tohum gülistan olsun,
Laleler ipe çeksin bütün çirkinlikleri,
Menekşeler bataklıkları yiyip bitirsin,
Papatyalar hapsetsin siyahı beyazlığına...
Yasemenler yutsun deve dikenlerini,
Sonra gel beraber derelim, bu bahçenin güllerini.....
( MEÇHULİ 053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:23

HABERİ YOK GAFİLİN

MEÇHULİ
Paz, 01/27/2008 - 20:11
HABERİ YOK GAFİLİN
Yaprağı dökülmüş, benzi sararmış
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
Yüzü kırış kırış, ruhu kararmış
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.

Beyhude yaşamış ömrü boyunca
Rabbini unutmuş karnı doyunca
Ne yapacak acep dili durunca
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.

Mala mülke sevdalanıp tapıyor
Kibirlenip üçü beşten atıyor
Mevsimleri hep bahardan sayıyor
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.

İki büklüm olmuş, dişi dökülmüş
Azraili gelmiş, kefen biçilmiş
Dağına kar yağmış, kanı çekilmiş
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.

Dilinde zehir var, sözünde küfür
Nadan meclisinde, kazanmış zafer
Mahşer meydanında Rabbine ne der!
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.

Meçhuliyim çok söylemem, anlamaz
Ariflere kulak verip, dinlemez
Musalladan gidenlere ağlamaz
Kışı gelmiş haberi yok gafilin.
(MEÇHULİ 053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:21

BAŞIN ALMIŞ GİDİYOR

MEÇHULİ
Cts, 01/26/2008 - 20:06
BAŞIN ALMIŞ GİDİYOR
Ahir zamandayız, kıyamet yakın
Aşüftelik başın almış gidiyor.
Çarşıya, pazara çıkında bakın
Hayasızlık başın almış gidiyor.

Yalan, riya desiseyle bir olur
Faizler hep mideleri doldurur
Mizah deyip cümle halkı güldürür
Soytarılık başın almış gidiyor.

Köylerimiz haset ile çürüdü
Şehirleri sosyeteler bürüdü
Bayrak açıp Çankaya'dan yürüdü
Riyakarlık başın almış gidiyor.

Zina yapıp buna flört diyorlar
Çağdaşlıkla her haltları yiyorlar
Şahlık taslar soysuzlaşan piyonlar
Düzenbazlık başın almış gidiyor.

Geçim zordur Anadolu perişan
Tarla, tapan, tırmık, tırpan perişan
İzzet, namus, şeref, ahlak perişan
Hilebazlık başın almış gidiyor.

Meçhuliyim, Allah yolu yolumuz
Hak teala hayır etsin sonumuz
Al bayrağa kurban olsun canımız
Sevdasızlık başın almış gidiyor.
(Meçhuli hep yazacak)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:19

DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM

MEÇHULİ
Paz, 01/27/2008 - 00:56
DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM
Düşümden ayrı düştüm!...
Seviyordum düşümü,
Hatta onu sevmeyi seviyordum,
Çoklukta tekliği yaşadığım, sessizlik aleminde.
..........................................................................
Çok gördüler bu sevgiyi bana, aahh! çok gördüler,
Yüze gülen ahir zaman insanları.
Sarmışlardı her yanımı, almak için canımı,
Bir kaşık suda tufanlar çıkardılar,
İdam sehpaları kurdular, yargısız infazdaki kafalarıyla........
Bin astılar, bir ölmedim...
Kördüğüm akşamın, kimsesiz karanlığında.
Düşümden ayrı düştüm,........ düşümden ayrı düştüm.
............................................................................................
Keremin Aslısı'nı getirdiler, düşüme karşılık;
Olmaz dedim, mahkeme duvarı suratlarına.
Leyla'yı sundular, bir aşk kadehinde
En büyük hayırı haykırdım,
Ben düşümü isterim dedim, nefessizce;
Güldüler.............. güldüler!..........
Kalleş gülücüklerinde beni bir kez daha astılar,
Gecenin soluk benizli darağacında.
...............................................................................
Ölmedim, öldüremediler!
Keşke ölseydim, sessiz ve nefessizce,........... yarınlarıma,
Dokunabilseydim keşke, firakıyla yandığım vuslat güneşime.
Sonra,........evet sonra da,
Kili, tarağı toplayıp gidebilseydim keşke,
Yaşayanlara inat.
Bıraksaydım, bırakabilseydim kirli dünyalarını,
Çalsaydım, çalabilseydim kirli dünyalarını,
Ayaktan beyinli, robot başlarına.
Ama olmadı, yapamadım;
Bin ölçtüm, bir biçtim
Düşümden ayrı düştüm,............. düşümden ayrı düştüm.
.............................................................................................
Artık gece bitiyordu, bitmeliydi artık,
Yarınların nurlu şafaklarına yelken açma zamanı gelmeliydi artık,
Düşmeliydim düşümün peşine
Düştüm işte!
Biletimi kestirdim, sonsuzluk alemine.
Ve
Sabahın ilk ufkuyla düştüm düşümün peşine,
Bir yolculuk başladı,
Onaltı yaşımın beldesine................

(Meçhuli hep yazacak 05-3-6-5--9

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:17

BEYZADEM

Cum, 01/25/2008 - 21:28
BEYZADEM
Görmemiş ikramı, cimri malından
Uzak dura, sakınasın beyzadem
Kibir ile birlik olan çalımdan
Uzak dura, korunasın beyzadem.

Cahilin sohbeti zevk vermez sana
Dalmalısın ariflerle ummana
Üf demekten anan ile babana
Uzak dura, kaçınasın beyzadem.

Birlik olup, cahilliği yenmeli
Tebessümle gahi gahi gülmeli
Aklın alır bir gözleri sürmeli
Uzak dura, sakınasın beyzadem.

Haset olup, insanlığın kaybetme
Gafil olup, ahiretin mahvetme
Dünyaya aldanıp, sakın meyletme
Uzak dura, kaçınasın beyzadem.

İlim, irfan ile meşgul olasın
Nardan kaçıp, nur yolunu bulasın
Şeytan ile avanesin oynasın
Uzak dura, korunasın beyzadem.

Meçhuliyim, meçhul değil yolumuz
Türkistan'a dayanmıştır, soyumuz
Ayrılık türküsü söyler solumuz
Uzak dura, sakınasın beyzadem.
(Meçhuli, hep yazacak)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:13

KÖYÜM DELİKTAŞ

MEÇHULİ
Per, 01/24/2008 - 21:19 | Website
KÖYÜM DELİKTAŞ
Çıktım seyreyledim çiban tepeden,
Ne güzelde duruyorsun köyüm Deliktaş!
Direktaşı, uzunyayla, felfan ebeden,
Ne güzelde süzülürsün köyüm Deliktaş!

İçmeyen bilmez Paşa Pınar suyunu,
Meşhur olur yaylasının koyunu,
Başlayınca gençlerinin düğünü,
Ne güzelde şenlenirsin gülüm Deliktaş!

Kar, boran hep sinende buluşur,
Çiğdem çiçek, dağlarına yakışır,
Al yeşili birbirine karışır,
Ne güzelde güllenirsin gülüm Deliktaş!

Harmanlarda madımaklar toplanır,
Bayramlarda salıncaklar kurulur,
Kış gelince tel helvası çekilir,
Ne güzelde koklanırsın gülüm Deliktaş!

Yücesindir, yükseklerden bakarsın,
Ruhsati'yi sen sinende saklarsın,
Bayramlarda gurbetleri toplarsın,
Ne güzelde özlenirsin balım Deliktaş!

Meçhuliyim ayranını özledim,
Gurbet elde haberlerin gözledim,
Rüyalarım hep seninle süsledim,
Ne güzelde tüllenirsin köyüm Deliktaş!

(Meçhuli hep yazacak)

DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM yeni

DÜŞÜMDEN AYRI DÜŞTÜM
Düşümden ayrı düştüm!.....
Seviyordum düşümü,
Hatta onu sevmeyi seviyordum,
Çoklukta tekliği yaşadığım,sessizlik aleminde.
Çok gördüler bu sevgiyi bana, aahh! çok gördüler,
Yüze gülen,ahir zamanın insanları.
Sarmışlardı her yanımı, almak için canımı,
Bir kaşık suda tufanlar çıkardılar,
İdam sehpası kurdular,yargısız infazlardaki kafalarıyla.....
Bin astılar, bir ölmedim...
Kördüğüm bir akşamın,kimsesiz karanlıgında.
Düşümden ayrı düştüm..düşümden ayrı düştüm.
.................................................................................
Kerem'in Aslısı'nı getirdiler, düşüme karşılık;
Olmaz dedim, mahkeme duvarı suratlarına.
Leylayı sundular, bir aşk kadehinde
En büyük hayırı haykırdım,
Ben düşümü isterim dedim,nefessizce;
Güldüler........... güldüler!!!
Kalleş gülücükleriyle beni bir kez daha astılar,
Gecenin soğuk benizli darağacına.
.......................................................................................
Ölmedim, öldüremediler!
Keşke ölseydim,sessiz ve nefessizce........... yarınlarıma,
Dokunabilseydim keşke,firakıyla yandığım vuslat güneşime.
Kili, tarağı toplayıp gidebilseydim keşke,
Yaşayanlara inat.
Bıraksaydım, bırakabilseydim kirli dünyalarını,
Çalsaydım, çalabilseydim keşke,
Ayaktan beyinli,robot başlarına.
Ama olmadı, yapamadım;
Bir ölçtüm, bin biçtim
Düşümden ayrı düştüm.
...................................................................
Artık gece bitiyordu, bitmeliydi artık,
Yarınların nurlu şafaklarına yelken açma vakti gelmişti.
Düşmeliydim düşümün peşine,
Biletimi kestirdim,sonsuzluk alemine.
Ve
Sabahın ilk ufkuyla düştüm düşümün peşine
Bir yolculuk başladı
Onaltı yaşımın ülkesine.....................
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 20:00

SÜRGÜNDEKİ SEVDAM yeni 

SÜRGÜNDEKİ SEVDAM
Bu günde gün çöktü üstüme,
Yüküm çok ağır !.......................
Hasreti dağ, dağ yaşattı zaman.
Ayakları topal, elleri çolak, kulakları sağır;
Bir günün akşamında
Efkarımı dağıtmalıyım,
Çoban kavalının yanık bağrında.
Yüreğimi sessizce ağlatmalıyım,
Sürgündeki sevdamın eylül saçlarında.
..............................................................................
Ne seninle yaşayabilirim, sürgündeki sevdam;
Ne de sensiz bu hayat çekilir.
.................................................................................
Gel benim sürgündeki sevdam,gel!
Gümüşten kanatlı güvercinimin kanatlarında,
Beraber uçalım!.......
Gecenin gün görmemiş sessizliğinde,
Çiseler düşürelim,
Sevdalara susamış dudaklarımın çatlamış topraklarına.
Ve sonra,...........................
Beraber tutunalım yediverenin nurdan yapraklarına;
Ağlayalım,......................ağlayalım!..............................
Gözyaşlarımızla sulayalım yarınlarımızı;
Bire bin versin,
Seninle çatlattığımız sevdamızın tohumu.
İnlemelerimi zambaklar belesin,
Kelimelerimi güle sarayım.
Seninle sürgüne gönderdiğim bütün hasretlerimi de
Beraber uyutayım,
Seccademin sefkatli kollarına.
....................................................................................................
Ve sonra,
Hepinizi aynı anda uyandıralım,
Söz dinlemez,dizgin tutmaz delişmen gönlümün,
Nurdan yüzlü sabahlarına.
......................................................................................................
Artık biliyorsun,bilmelisin!
Ne seninle yaşayabilirim, sürgündeki sevdam!
Ne de sensiz bu hayat çekilir.
Ne de sensiz bu hayat çekilir........
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:56

ÖLÜM MELEĞİM yeni

ÖLÜM MELEĞİM
Hangi bulutun üstünde, hangi dağın ardındasın?
Söyle ölüm meleğim; hangi saatin kırkındasın?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz,
Sıcak sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.

Hangi ormanın ağacında büyüyecek tabutum?
Söyle ölüm meleğim; affedecek mi beni mabudum?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz,
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.

Hangi hazan mevsiminde rahmet ile yağacaksın?
Söyle ölüm meleğim; beni neyle, nasıl boğacaksın?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.

Hangi kapının eşiğinde, nasıl bekleyim seni?
Söyle ölüm meleğim; can nasıl terkedecek teni?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.

Hangi kazandığım benimle revan olup gelecek?
Söyle ölüm meleğim;Rabbim geri nasıl diriltecek?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi,

Hangi dağda, hangi yolda nefes sona erecek?
Söyle ölüm meleğim;bu nefis nasıl hesap verecek?

Zamansız gelme desem gelirsin,
O zaman;
Beyaz beyaz
Sıcak, sıcak gel hadi.
Rabbime gideceğim, bu canımı al hadi.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:55

ALLAH KAHRETSİN yeni

ALLAH KAHRETSİN
Çok yüksekten uzaklara bakarda,
Önünü göremez Allah kahretsin.
Laflarınan edebiyat yaparda,
Adını bilemez Allah kahretsin!

Kibirlidir, çaka satar her yerde,
İlaç olup, şifa verir her derde,
Tebdil ile çok kılığa girerde,
Kendisi olamaz Allah kahretsin!

Ağalara, paşalara yanaşır,
Türlü türlü pis işlere bulaşır,
Avarece piyasada dolaşır,
Evini bulamaz Allah kahretsin!

Alim olur fetva verir millete,
Sene sene, ay ay düşer zillete,
Bir faydası dokunmaz ki devlete,
İnsanca yaşamaz Allah kahretsin!

Cüce beyni ile devleşir durur,
Mert görünür, yiğitlikten dem vurur,
Kalmamıştır ne haysiyet, ne gurur,
Doğruyu soramaz Allah kahretsin!

Meçhuliyim yeter daha söyleme,
Alem-i cihana rezil eyleme,
Zaten yanmış körük olup harlama,
Öğütten anlamaz Allah kahretsin!
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02/16/2008 - 19:53

DÜNYA GURBET yeni

GURBET (Değerli kardeşim Salih Zortaş’ın “vatan neresi”şiirine cevap)
Atam Adem çıktı geldi vatandan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
Varıp sordum kabristanda yatandan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Efendimiz geldi gitti buradan,
Gelenler gidecek hepsi sıradan,
Fayda yoktur zenginlikten,paradan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

İnsan, sevdiğinden uzaksa gurbet,
Şeytan-ı laine uyma ha sabret,
Konup göçenlerden alınca ibret,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Çok ezelden alın yazım yazıldı,
Saçıma ak düştü, şeklim bozuldu,
Vuslat yakınlaştı, ömür azaldı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Sılanın hasreti yakar içimi,
Boynumdadır Azrail’in sicimi,
Çok özledim babam ile bacımı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Ne ektiysen biçeceksin tarladan,
Amelden soracak yarın yaradan,
Nice canlar gelip geçti buradan,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Vatanın kapısı mahşer meydanı,
Toplanacak padişahı, hakanı,
Götürdüğün süsleyecek yakanı,
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.

Meçhuli hasretle yanar kavrulur,
Kader rüzgarında tozar, savrulur
Gün gelince can canandan ayrılır
Dünya bize gurbet oldu gardaşım.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Misafir on Cts, 02

GİBİDİR

Sana şiir yazmak seher vaktinde

Firakın aşkıyla yanmak gibidir

Hasretinle yanan dilin zikrinde

Çiçekten çiçeğe konmak gibidir.

Yüreğimden sızan sevgi pınarı

Gölgeleyip duran Rahmet çınarı

Manevi iklimde yeni baharı

Yaşamak deryaya koşmak gibidir.

 

Habib-i Kibriya sevgili elçin

Sevgisine uçar kalbim güvercin

Onun ravzasına kavuşmak için

Yola almak rahmetten taşmak gibidir. Yıldızım üşüyor sensizliğinde

Hayalim ısınır güzelliğinde

Kimsesiz akşamın sessizliğinde

Seni anmak kevserde yunmak gibidir.

Ellerim semaya açıldığı an

Şah damarımdan hükmedince kan

Girilir içine ol tayy-ı mekan

Seni orda bulmak görmek gibidir.

 

Meçhuli faniden geçti bu gece

Maziyi yaşattı hep hece hece

Defter-i amalim aceba nice

Deyip ağlaması ummak gibidir.

(Meçhuli-053659)

___MUZDARİP___

MUZDARİP
İklimler kahrını dökerken güne,
Ayak baştan, baş ayaktan muzdarip.
Beden mahkum can giderken sürgüne,
Yatak tenden, ten yataktan muzdarip.

Beyazın kaderi lekeye köle,
İçli sukutlarım gem vurdu dile
Dese de kaderi git güle güle
Duvak toydan, toy duvaktan muzdarip.

Gökler kirli, güvercinler vatansız
Güller naylon, bülbül gider imansız
Yuva koktu, yumurtalar gümansız
Tünek kuştan, kuş tünekten muzdarip.

Boş işlere hebâ ettik yılları
Çok çalıştık asfalt yaptık yolları
Şeker ile tatlandırdık balları
Sinek baldan, bal sinekten muzdarip.

Şekil şemal hormonlara bulandı
Tüm kırıklar hulle ile ulandı
Etler koktu, damarlarım sulandı
Yürek kandan, kan yürekten muzdarip.

Cüzdan dolu ise adın dillerde
Kara karga nâme okur tellerde
Yumruk hazır derman yok ki kollarda
Bilek güçten, güç bilekten muzdarip.

Hava bastık tadı tuzu uçurduk
Kimyon biber kekiği de göçürdük
Boz ayranı çökeleği kaçırdık
Külek yağdan, yağ külekten muzdarip.

Âhir zaman adam bile seçilmez
Misafire kapılarım açılmaz
Fincan fincan kahvelerim içilmez
Konak beyden, bey konaktan muzdarip.
Hanlı handan, han hanlıdan muzdarip.
MeÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Cts, 02/04/2011 - 01:20
BE DILLO !!!

BE DILLO
Allanıp pullanıp çıkma meydana
Takke düşer görünürsün be Dıllo.
On kuruşluk değer vermiştim sana,
Beş kuruşa yamulursun be Dıllo.

Uçurdun papazı, kaybettin zarı,
Bilirim tükettin sermaye kârı,
Bir kuru kemikte bulunca carı,
Beleş diye yumulursun be Dıllo.

Bir mürşidin adın anıp toplarsın,
Gerinerek meyhaneye hoplarsın,
Ordan çıkar meydanları kaplarsın,
Bilmem nasıl gömülürsün be Dıllo.

Alışmışsın gözün hâlâ çöplükte,
Palan ile çağnıyorsun pöslükte,
Ömrün geçti aha böyle pislikte,
Niye böyle sürünürsün be be Dıllo.

Meçhul söylemezdi bu acı sözü,
Söyletiyor işte asrın öküzü,
Bilmezdin sekseni doksanı yüzü,
Milyonlara bürünürsün be Dıllo.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Per, 03/03/2011 - 20:34
___GÜZELDİR___

GÜZELDİR
Gönül bir sevdaya düçâr olunca,
Aşkın ateşine yanmak güzeldir.
Bin hasretle ondan uzak kalınca,
Adını zikredip anmak güzeldir.

Tevhid sancağına nöbet tutarken,
Seher vakti bülbül güle öterken,
Yaradanım biri bine katarken,
Rahmet deryasında yunmak güzeldir.

Kelam-ı kibarı dinlerken zaman,
Ruhumun derdine oluyor güman,
Manevi iklimi sarınca duman,
Sünnet yaprağına konmak güzeldir.

İblis zakkum kâsesini sunarken,
Edeb erkan katledilip kanarken,
Rabbim beni bu dünyada sınarken,
Mirâcın balına banmak güzeldir.

Açtım ellerimi Gani Rahman’a,
Affımı diledim can yana yana,
Zemzemi içerken yar kana kana,
Cennet-i âlâ’yı ummak güzeldir.

“Meçhûli” diyorlar hey garip beşer,
Yokuşu bırakır düz yolda şaşar,
Yunus’un yolunda kaynayıp taşar,
Taptuk’a hizmeti sunmak güzeldir.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Per, 03/03/2011 - 19:30
___GÜZELDİR___

GÜZELDİR
Gönül bir sevdaya düçâr olunca,
Aşkın ateşine yanmak güzeldir.
Bin hasretle ondan uzak kalınca,
Adını zikredip anmak güzeldir.

Tevhid sancağına nöbet tutarken,
Seher vakti bülbül güle öterken,
Yaradanım biri bine katarken,
Rahmet deryasında yunmak güzeldir.

Kelam-ı kibarı dinlerken zaman,
Ruhumun derdine oluyor güman,
Manevi iklimi sarınca duman,
Sünnet yaprağına konmak güzeldir.

İblis zakkum kâsesini sunarken,
Edeb erkan katledilip kanarken,
Rabbim beni bu dünyada sınarken,
Mirâcın balına banmak güzeldir.

Açtım ellerimi Gani Rahman’a,
Affımı diledim can yana yana,
Zemzemi içerken yar kana kana,
Cennet-i âlâ’yı ummak güzeldir.

“Meçhûli” diyorlar hey garip beşer,
Yokuşu bırakır düz yolda şaşar,
Yunus’un yolunda kaynayıp taşar,
Taptuk’a hizmeti sunmak güzeldir.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Per, 03/03/2011 - 19:30
___GONCA GÜL___

GONCA GÜL
Gonca gülü sevda yeli ırgalar,
Bir türkü tutturur bal deyi deyi.
Yaslanır sineme aşkı sorgular,
Bağlanır sazıma çal deyi deyi.

Amberî kokusu dağları süsler,
El ele tutuşur barışır küsler,
Hicabın rengiyle ruhumu besler,
Rahmet-i ummandan dol deyi deyi.

Baharı kucaklar, kışa yaslıdır,
Bazen Leyla olur bazen Aslıdır,
Seher vakti dideleri yaşlıdır,
Yalvarır kadere gül deyi deyi.

Tahtı yücelerde, gönlü enginde,
Güzel bulunmaz ki onun denginde,
Görmeyen gözlerim her an sürgünde,
Şafakları süzer gel deyi deyi.

Sevdalar dillenir eğri boynunda,
Ruhumu ıslatır gonca koynunda,
Yaprağı kururken hazan kıymında,
Yakarır benimle öl deyi deyi.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Paz, 27/02/2011 - 23:06
BEYİM (Mustafa ALTINAY Şiiri)

BEYİM (Mustafa ALTINAY Şiiri)
Sevgiyle saygıyla bir şiir yazdım,
El uzatıp bunu al Metin Beyim.
Sendeki cevheri ezelden sezdim,
Doğru söylüyorum bil Metin Beyim.

Atmış beş doğumlu kırk altı yaşı,
Gayet ile olgun ağırdır başı,
İnsanlar kalbinde o mihenk taşı,
O kadar tatlısın bal Metin Beyim.

Mustafa’nın oğlu Yurda’dan olma,
Hata yapar isem kusura kalma,
Fazla düşünüpte derine dalma,
Fikrini engine sal Metin Beyim.

Ruhsati Baba’nın derneğin kurdun,
Böylece tarihe mührünü vurdun,
Yol gösterdin tam yerine oturdun,
Bu uğurda dimdik kal Metin Beyim.

Ebediyen yaşat güzel derneği,
Var mı Ruhsati’nin bir tek örneği,
Dinleme gel Firavunu Firneği,
Geçicidir para pul Metin Beyim.

Deliktaşla Ruhsat Baba özleşmiş,
Maneviyat aleminde yüzleşmiş,
İkisi de birbiriyle sözleşmiş,
Biri gonca biri gül Metin Beyim.

İnan ki gönülden severim seni,
Ne olur duânla hatırla beni,
Bu yazı kalacak hatıra yani,
Bulasınız doğru yol Metin Beyim.

Altınay’dan Hanlıoğlu’na selam,
Buradan geldi geçti bak nice âlem,
Kağıt mihman oldu yazdı öz kalem,
Manayı arayıp bul Metin Beyim.

Not: Değerli şair Mustafa ALTINAY'a binler teşekkür, Ruhsati Baba işlendiği için paylaşmak istedim)

Posted by Metin YILDIRIM on Paz, 27/02/2011 - 00:36
AKAN YOLCULUK

AKAN YOLCULUK
Dur Kızılırmak!
Beni de al içine,
Beraber akalım, maverâ âlemine.
Güneşlerin kucakladığı her durakta,
Mürekkep olalım seyyahın k/alemine.
Dik alnımızdaki hayat çizgilerimizden aksın,
Tarihin derinliklerine işleyen sıcak yazılar.
Köroğlu’na Çamlıbel türküler yaksın,
Dile gelsin yüreğimi dağlayan sızılar.
Elif’in kağnısında inlesin,
Çile yokuşuna yağlanmış mazılar.
Cepheyi hedef seçmiş Kara Fatma’da tanıyayım
Dizde dermanı
Akşemseddin bakışlarından okuyayım,
İstanbul’u fetheden büyük hakanı.
Ve sonra kutlayayım Bismillahlarla,
Sükûtuma düşen tayy’ı mekanı.

Al Kızılırmak!
Al beni de, al içine
Her yivinde vuslat sancıları tutsun,
Uğradığın yollar beni sevdana okutsun.
Sen ak ben kıvranayım,
Yanan buselerimle soğuk nefesine dokunayım.

Köse Dağı’ndan sütten beyaz karları yutalım,
Ak nefesinde eritip, can verelim
Anadolu çiçeğinin binbir rengine
Evliya Çelebi’nin heybesine nakış olsun.
Her durağında elimin emeği düşsün dengine.
Sivas’ta İzzettin Keykavus’u bulalım,
Dertleşelim Şifahiye’nin duvarlarında
İçim dışım Selçukluyla dolsun.
Sızılarımızı bırakalım Buruciye’nin odalarında
Abdulvahhabi Gaziye varıp,
Dar-ı bekaya kıyama duralım.
And içelim çifte minarenin şerefesinden
Dört Eylül’e adanan sözü t/utmaya
Toprağı tanıyalım Veysel’in nefesinden
Bir yol uğrayalım Ruhsatî Baba’ya,
“Kaymağın torunu, yağın öz oğlu” dediği
Boz ayranla tanışalım, aşkının yanık bağrında
Minhaci’ya selam verip,
Çektiklerini söyletelim Ağ Gelin’in uğrunda.
Sonra Celal Oğlan’la dertleşelim,
Güne serilen ipek mendilin sırlı duruşunda.
İnce ince okşayalım Anadolu’mun her zerresini.
Sonra vuslat sancımız bitsin,
Rahmete çırpınan Karadeniz’in ağuşunda.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Çar, 02/02/2011 - 23:05
AKAN YOLCULUK

AKAN YOLCULUK
Dur Kızılırmak!
Beni de al içine,
Beraber akalım, maverâ âlemine.
Güneşlerin kucakladığı her durakta,
Mürekkep olalım seyyahın k/alemine.
Dik alnımızdaki hayat çizgilerimizden aksın,
Tarihin derinliklerine işleyen sıcak yazılar.
Köroğlu’na Çamlıbel türküler yaksın,
Dile gelsin yüreğimi dağlayan sızılar.
Elif’in kağnısında inlesin,
Çile yokuşuna yağlanmış mazılar.
Cepheyi hedef seçmiş Kara Fatma’da tanıyayım
Dizde dermanı
Akşemseddin bakışlarından okuyayım,
İstanbul’u fetheden büyük hakanı.
Ve sonra kutlayayım Bismillahlarla,
Sükûtuma düşen tayy’ı mekanı.

Al Kızılırmak!
Al beni de, al içine
Her yivinde vuslat sancıları tutsun,
Uğradığın yollar beni sevdana okutsun.
Sen ak ben kıvranayım,
Yanan buselerimle soğuk nefesine dokunayım.

Köse Dağı’ndan sütten beyaz karları yutalım,
Ak nefesinde eritip, can verelim
Anadolu çiçeğinin binbir rengine
Evliya Çelebi’nin heybesine nakış olsun.
Her durağında elimin emeği düşsün dengine.
Sivas’ta İzzettin Keykavus’u bulalım,
Dertleşelim Şifahiye’nin duvarlarında
İçim dışım Selçukluyla dolsun.
Sızılarımızı bırakalım Buruciye’nin odalarında
Abdulvahhabi Gaziye varıp,
Dar-ı bekaya kıyama duralım.
And içelim çifte minarenin şerefesinden
Dört Eylül’e adanan sözü t/utmaya
Toprağı tanıyalım Veysel’in nefesinden
Bir yol uğrayalım Ruhsatî Baba’ya,
“Kaymağın torunu, yağın öz oğlu” dediği
Boz ayranla tanışalım, aşkının yanık bağrında
Minhaci’ya selam verip,
Çektiklerini söyletelim Ağ Gelin’in uğrunda.
Sonra Celal Oğlan’la dertleşelim,
Güne serilen ipek mendilin sırlı duruşunda.
İnce ince okşayalım Anadolu’mun her zerresini.
Sonra vuslat sancımız bitsin,
Rahmete çırpınan Karadeniz’in ağuşunda.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Çar, 02/02/2011 - 23:05
___NÂRIN DA HOŞ NÛRUN DA HOŞ_

NÂRIN DA HOŞ NÛRUNDA HOŞ
Nimetine çokça şükür,
Esmâların dilde zikir,
Tezatıyla ettim fikir,
Nârın da hoş, nûrun da hoş.

Cehennem’de Cennet’te hak,
Her an kurar şeytan tuzak
Rabbim beni aşkında yak,
Nârın da hoş nûrun da hoş.

Güneş ateşinden nimet,
Gül bitirir demet demet,
Nankör kullar bilmez kıymet,
Nârın da hoş nûrunda hoş.

Dertler senden, devâ senden,
Hasta kula şifâ senden,
Eyyup’taki vefâ senden,
Nârın da hoş, nûrunda hoş.

Gecen vardır, günah örter,
Şeytan ilgâ verir dürter,
Rabbim günahlardan kurtar,
Nârın da hoş nûrunda hoş.

Her mahlûka rızkı verdin,
Tüm semâya yıldız serdin,
Ademi dünyaya sürdün,
Nârında hoş, nûrunda hoş.

Canlı cansız zikir eder,
Muhammet’te nûrun tüter,
Gün gelince nefes biter,
Nârın da hoş nûrun da hoş.

Meçhûli der kemter kulum,
Senden geldim, sana yolum,
Şehâdetle gelsin ölüm,
Nârın da hoş, nûrun da hoş.
MEÇHULİ (053659)

Posted by Metin YILDIRIM on Per, 16/12/2010 - 21:38
___KIRGINIM___

KIRGINIM
Kudret kaleminde kader yazıldı,
Ömrüme kara çalan yüze kırgınım.
Yüreğim ezildi, bağım bozuldu,
Hezar yere vuran güze kırgınım.

Sılayı rahimi ezip büzene,
Namerdi şah eden sahte düzene,
Şu faninin Karunluğu yüzüne,
Atasını boğan söze kırgınım.

Her fırsatta şahsiyetim yok sayan,
Dermanımı yerken semirip doyan
Dar günümde yokuşları okşayan,
Azrâille gelen düze kırgınım.

Ten kokumu yar yüzüne sürmeyen,
Toy günümde üzerimde durmayan,
Sağlığımda libas olup sarmayan,
Cesedime kefen beze kırgınım.

Boş çıkardı emeğimi, terimi,
Viran etti vatanımı, yerimi,
Bal olacak çiçekteki verimi,
Arılardan çalan yaza kırgınım.

Baykuş fermânıyla öldüm, dağıldım,
Bülbül idim gül dalından kovuldum,
Bir nâmerdin kurşunuyla vuruldum,
Cana kurşun sıkan göze kırgınım.

Kerem vuslat kalesine çıkarken,
Deli gönül aşk gözüyle bakarken,
Billur çeşmesinden sevgi akarken,
Firak çürütmeyen naza kırgınım,

Seherlerde sevdiceğim anarken,
Ciğerim kavrulup, içim yanarken,
Şu Meçhul’ün yaraları kanarken,
Yürek soğutmayan buza kırgınım.
MEÇHULİ (053659)

Posted by Metin YILDIRIM on Cum, 10/12/2010 - 21:22
YÂR BANA KALSIN

YÂR BANA KALSIN
Ağyar ne anlar ki yâr kıymetini
Çilesi kor olan yâr bana kalsın
Yüreğim taşısın her zahmetini
Dağları kar olan yâr bana kalsın

Aynalar raks etsin kozmetik yüze
Sosyete sülükler gelsin diz dize
Boyalı, cilalı kolaylar size
Sevdası zor olan yâr bana kalsın

Kirli dudak kadehine alışsın
Aşüfte bedenler zevkte yılışsın
Pavyon sevdalılar kolay buluşsun
Firakı zâr olan yâr bana kalsın

İffet rüzgarıyla dolsun yelkeni
Ruhumu okşasın kavursun teni
Yaksın ateşinde pişirsin beni
Yüreği har olan yâr bana kalsın

Sizin olsun moderni ve çağdaşı
En ilk işi düşman eder gardaşı
Edep sofrasında yenilsin aşı
İzanı dar olan yâr bana kalsın

Bitmez şu dünyanın zevki sefası
Sizin olsun boş endamın şifası
Meçhuli’ye ilaç olur cefası
Canıma car olan yâr bana kalsın
Meçhuli (053659)

Posted by Metin YILDIRIM on Paz, 05/09/2010 - 14:10
___DUA___

DUA
Niyazımı başkasına diyemem
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım
Günahkâr kefeni asla giyemem
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım

Salat-ı kazâmı hesap edemem
Yüzüm kara Habibine gidemem
Mahşer günü hesabımı veremem
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım

Zengin oldum zekatımı vermedim
Yoksulların durumunu görmedim
Dost yârenin hatırını sormadım
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım

Gecelerim uyumakla hiç oldu
Gündüzlere uyanınca geç oldu
Günahlardan ayılması güç oldu
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım

Dünya yaktı şu sinemi kor etti
Zalim nefis gözlerimi kör etti
Günah işlemeye şeytan zor etti
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım

“Meçhul’ü” havf ile recâ içinde
Habibin’e salat selam dilinde
Mahşer meydanında hesap gününde
Bu kemter kulunu affet ALLAH’ım
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Çar, 01/09/2010 - 01:08
DÜNYA'YA

DÜNYA’YA
Samanlıkta kalanlara
Aslı inek olanlara
Otta sevgi bulanlara
İki dekar yonca ektim.

Boş boşuna dırlayana
Fırıl fırıl fırlayana
Düven kırıp parlayana
İki sarat saman döktüm

Yol bilmeyen ayılara
Bal yapmayan arılara
Laf anlamaz karılara
İki türlü türkü yaktım

Su-i zanlı serseriye
Çomak yiyen gön, deriye
Aklı cücük her geriye
Allı pullu isim taktım

Adaletten ayrılana
İnsanlıktan sıyrılana
Eşitlikte kayrılana
Her ortamda hasım çıktım

Hanlı senden murat almaz
Merak etme sende kalmaz
İşin bitmez boşun dolmaz
Yalan dünya senden bıktım.
Meçhuli-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Cum, 27/08/2010 - 23:54
YA RABBİM

YÂ RABBİM
Ol Hâbibin ravzasına yüzümü
Nasip et ne olur sürdür ya Rabbim
Günahlardan hasıl olan sızımı
Mağfiretin ile dindir ya Rabbim.

Salavâtı eksik etme dilimden
Zamanımı ayrı koyma ilimden
Seher vakti duâ eden elimden
Nârını nûruna döndür ya Rabbim.

Eksik etme yüreğimden zikrini
Bitiremem nimetlerin şükrünü
O iblisin lânetlenmiş mekrini
Yedi kat zincire vurdur ya Rabbim

Nefsime uydurup eyleme köle
Rahmetini yağdır kurumuş çöle
Alemi mahşerde dost eyle güle
Sancağı altında durdur ya Rabbim

Hanlı ölüp kefenini giyince
Taş topraklı mezarına girince
Münkereyne cevapları verince
Lâl etme dilimi döndür ya Rabbim.
MEÇHULİ 053659

Posted by Metin YILDIRIM on Pzt, 23/08/2010 - 00:14
GİT

GİT
Kahrını yükledin, sormadın hâlim
Ölmeyen ruhumu vur da öyle git.
Bir lahzâ yüzüme gülmedin zâlim
Düştüğüm durumu gör de öyle git.

Mavs kokan hallerden zaten ıraktım
Dünyanın zevkini sana bıraktım
Nisan yağmuruna tuzlu çoraktım
Diktiğin dikeni der de öyle git.

İçerdim aşkını ben kana kana
Katıksız sevgimi vermiştim sana
Neyimi aldıysan kahrımdan yana
İçini bükeni ver de öyle git.

Gül dikmiştim gülzâr olan gönlüme
Mis kokunu doldurmuştum ömrüme
Onikiden vurmak için emrime
Zehirli okunu ger de öyle git.

Kırışıp, buruşup lakin ölmeyen
Bir bakışta mahbûbunu görmeyen
Meçhuli’nin sırlarını bilmeyen
Aynada yüzümü kır da öyle git.
MEÇHULİ-053659

Posted by Metin YILDIRIM on Paz, 22/08/2010 - 00:59
___DOKUNMAYIN___

DOKUNMAYIN
Dokunmayın yalnızlıklarıma
Ben sevdamı yalnızlıklarımda büyüttüm
Onunla kurdum hayallerimi
Onunla dağıttım efkarlarımı
Bir an geldi otağ kurdum
Kekik kokulu sevdamın gülden dudaklarına
Bir an geldi uçurtmamı uçurdum
Ak nefesli rüzgarlarla konmak için yanaklarına
Çocukluğumun en mutlu bayram sabahlarına dokunun
Hatta yandan kilteli mavi naylon ayakkabılarımda sizin olsun
Ama dokunmayın yalnızlıklarıma
Ben sevdamı yalnızlıklarımda büyüttüm.

Dokunmayın gözyaşlarıma
Ben sevdamı gözyaşlarımda büyüttüm
Yanık bağırlı çoban kavalı inledikçe
Tüm dertlerimi şefkatli kollarına uyuttum
Namelerine kattım yeltenipte diyemediklerimi
Ben söyledim o inledi
O söyledi ben ağladım
Türkülerle çağırdım hasret dağındaki gonca gülümü
Dolunay bakışlarında beklemeliydim
Kimsesiz yüreğimin hazanındaki ölümü
Ama her zamanki gibi yine gelmedi
Üç beyinsizi kahkahalara boğdu da
Zalim kader yine bana gülmedi
Ak günün üstüne karalar bağlasam da
Yalnızlıklarımın gecelerinde içli içli ağlasam da
Dokunmayın gözyaşlarıma
Ben sevdamı gözyaşlarımda büyüttüm
Tüm dertlerimi yalnızlıklarımda unuttum.
Meçhuli-053659

Posted by Meçhuli on Çar, 12/05/2010 - 19:18
YÜREĞİMDEN ÜŞÜYORUM

YÜREĞİMDEN ÜŞÜYORUM
üşüyorum
kuytu sokaklarda
üşüyorum
soğuk dudaklarda
hayalin bedenimi ısıtıyor ama
ben yüreğimden üşüyorum
gül dalındaki bülbül gibi

duy beni zaman
duy ki
ömrümün sırtındaki kırbaç kırılsın
duy ki
çamurlara belediğim ruhum durulsun

üşüyorum
göçebe duygularda
üşüyorum
yapmacık övgülerde
varlığın zemherimi ısıtıyor ama
ben yüreğimden üşüyorum
kırağı yutmuş sümbül gibi

yor beni sessizlik
yor ki
içimdeki ressamın tualine kara çalmayım
yor ki
vefasızın yollarına revan olmayım

üşüyorum
işkence kaygılarda
üşüyorum
insafsız yargılarda
hasretin vuslatımı ısıtıyor ama
ben yüreğimden üşüyorum
fukara büyütmüş zembil gibi

sar beni yalnızlık
sar ki
kaderimin ayazlarına cemre düşsün
sar ki kara bağlamış gözlerim
yosun gözlüm ile buluşsun

Posted by Meçhuli on Pzt, 15/03/2010 - 21:54
___MUSALLA TAŞI

MUSALLA TAŞI
Yüreğimi avuçladım, kırık dökük ellerimle
Sızısını yudumladım kana kana
Çilelerimi kardeş ettim yarınlarıma
Buz kesmiş benliğimde dolandım yana yana
Ve sonra
Bu hanın iki kapısını adımladım
Başı ağıt , sonu omuzlarda bir tabut
Ortasındaysa ibretlik hadiseler…
Kiminde elbiseler atlastan, haram helali yutmuş
Kimisindeyse çaputtan, iğne terziyi uyutmuş
Kimi zevkin dört köşesine kurulmuş, ortada sırça saray
Kimi de alnının ortasından vurulmuş, kurşuna vurmuş kalay
Hesabı şaşırmıştı endaze, ölçeceği yeri biçerken
Terazi haram yetiştirmişti taze taze, dirhemini tezekten seçerken
Kiralık beyinlerde konaklar oturur
Villalardaysa tosunlar
Arnavut kaldırımlarında yokluk kudurur.
İnsanlar işte böyle kısım kısımlar.
Habil ve kabilden bu yana.
Canı acır tabanı yarılmış yorgun dostlukların
Ve bütün umutlar yüklenmiş sırtına yarınların.
Bir yanda meyvelerini yiyen ağaçlar
Öbür yanda hastasına eremeyen ilaçlar.

Böylemiydi gâlû belâ’da bizim ahdimiz
Gelecektir elbet Azrail’le buluşma vaktimiz.
Günahkar ruhumu nasıl teslim edeceğim ellerine
Eritip çürüttüğüm bedenim toprağa döndüğünde
Dilim yar olacak mı meleklerin suallerine…

Düşünmeliyim beynime çizilen bu iki yolu
Birinde rahmânî nûr, öbüründe şeytanî kir dolu
Cüz’i irademi revan etmeliyim Allah yoluna
Bütün günahları uyutarak şeytanın koluna
Kırk yıllık hatayı yüklemeliyim kara trene
O yoluna, ben yoluma…
Sonra son yolculuğun uykusuna uyumalıyım
Bütün dünyamı arkama alarak.
Kulak kesilmeliyim yapılacak şehâdete
Gözlerinden son kez dilene dilene
İşte ey insan!
Musalla taşında yatan bu ölü
Büyük bir ibrettir, Allah’ını bilene….

06/02/2010 Metin HANLIOGLU

Posted by Meçhuli on Cts, 06/02/2010 - 23:13
GECELER

GECELER
Tutun kollarından getirin bana,
Bana sevdiğimi verin geceler.
Kokusun duyunca can gelir cana,
Bana sevdiğimi verin geceler.

Yarık tabanlarla ararım onu,
Bilmem ki bu yolun var mıdır sonu?
Azrâil vurmadan ecel okunu,
Bana sevdiğimi verin geceler.

Bütün Leylâları Mecnun’a kalsın,
Şirin’in nurunu Ferhatlar alsın,
Çöle düşen gönlüm ummana dalsın,
Bana sevdiğimi verin geceler.

Bâdeyi istemem balı istemem,
Aşkın kadehini doldurun demem,
Sevgi nimetini ben onsuz yemem,
Bana sevdiğimi verin geceler.

Saate takvime mevsime sordum,
Onu bulmak için çırpındım durdum,
Yetimdir meskenim virandır yurdum
Bana sevdiğimi verin geceler.

“Hanlı” yine ateşlerde yanıyor,
Sevdiğine semâ yapıp dönüyor,
Aşk kandili yokluğunda sönüyor,
Bana sevdiğimi verin geceler.
14/03/2010 MEÇHULİ-053659

Posted by Meçhuli on Paz, 14/03/2010 - 10:52
___DURUŞUM YUSUFLAŞTI___

Duruşum Yusuflaştı

Sükûtum bedbahtın ateist gözlerinde
Feryât nâmesine tuğra çekiyor
Dilin malayânisi adam öküzlerinde
Küfür tohumlarını yüze dikiyor
Gülme be mahluk
Tebessümü mıhlarım sırıtan düşüncene
Ölme be mahluk
Elindeyse ölerek ölmemeyi dene.

Duruşum Yusuflaştı Züleyha duygularda
Dirilişin ışıltısı pişer karanlık kuyularda.

Sabrım, Karun’un zalim terazisinde
Dünyalığım iki arşın bezi tartıyor,
Sevgim, Aslı’nın gülden arazisinde
Keşişin taştan duvarlarına çarpıyor
Helal be keşiş
Vuslata koyduğun engel bayramın ola
Aldın mı bahşiş
Şeytanın bozukluklarıyla hazinen dola

Duruşum Yusuflaştı Züleyha duygularda
Dirilişin ışıltısı pişer karanlık kuyularda.

MEÇHULİ_053659

Posted by Metin YILDIRIM on Cts, 14/08/2010 - 18:42
____DÖNDÜN____

DÖNDÜN

Dar-ı fenâ az aklını bitirdi,
Yolunu kaybetmiş sıpaya döndün.
Bed meclisi izanını götürdü,
Sermaye zâyetmiş papaya döndün.

Tilki gibi her pöslüğü yoklardın,
Domuz gibi her pisliği koklardın,
Kuyu açar azını da saklardın,
Yükünü kaybetmiş pupaya döndün.

Vurunca sırtına yokuş çıkardın,
Bir avuç arpaya ahır yıkardın,
Anırırken sen hâlinden bıkardın,
Piçini zâyetmiş gebeye döndün.

İleriye çektim direndin durdun,
Bellidir ahvalin, bellidir yurdun,
İçini kemirsin bitirsin kurdun,
Ligini kaybetmiş kupaya döndün.

Zebunlaşıp kapıları bekleme,
Yükün ağır bir yük daha yükleme,
Dayanmazsın ağır olan sekleme,
Köprüsün zâyetmiş dubaya döndün.

Avâneni, endâmını bilirim,
Terâzini , dirhemini bilirim,
Edebini , erkânını bilirim,
Şişesin kaybetmiş tıpaya döndün.

Ey “Meçhuli” daha yeter söyleme,
Söyleyipte rezil rüsva eyleme,
İzzetini kaybedeni paylama,
İtibar zâyetmiş babaya döndün.
27/12/09 (053659-MEÇHULİ)

Posted by Meçhuli on Cts, 02/01/2010 - 23:43
Abi Satirik şiirde de gayet başarılısın

Daha önce "Satirik" (Alaycı-Eleştirel) şiir pek yazmıyordun.Bu alanda da başarın ortada.Yalınız bu şiirde kime bu kadar giydirdiğini çok merak ettim.

ugurturkay kullanıcısının resmi
Posted by ugurturkay on Paz, 03/01/2010 - 00:26
SULTAN ŞEHİR

SULTAN ŞEHİR
Sultan şehir derler, makamı yüce,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
Mânevî iklimde gündüz ve gece,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Şems-i Sivasi’yle gün olur doğar,
Vahâbi Gâziy’le nur olur yağar,
Bütün kötülüğe nâr olur boğar,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Çifte Minare’si tarih kokuyor,
Gök Medrese ile sanat dokuyor,
Dostluk dergâhında meydan okuyor,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Ruhsâti Baba’nın doğduğu şehir,
Nice ermişlerin olduğu şehir,
Gâzi Atatürk’ün övdüğü şehir,
Neresidir dersen Sivas’tır gardaş.

Veysel’in sazının çaldığı eller,
Yiğitlerin harman olduğu eller,
Âşık meydanının dolduğu eller,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Kardeşçe yaşanır, hoşgörü ile,
İçersin suyunu, can gelir dile,
Bozkır toprağında, benziyor güle,
Neresidir dersen Sivas’tır gardaş.

Töresini korur, bilim ışığı,
Mekruhu , haramı bilmez kaşığı,
Meydanları dolar, bitmez âşığı,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Cehâleti kökten istersen yırtmak,
İzzettin Keykâvus, târihten yaprak,
Kurtuluş ruhunun doğduğu toprak,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Burada bulursun bütün çağları,
Binbir çiçek ile Tecer Dağlar’ı,
Allı yeşillidir, Gürün Bağları,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Dosta, can gardaş diyoruz bizler,
Misafiri sever, ak olur yüzler,
Alevî, sünnîsi bir olur özler,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.

Meçhulî’nin âşık olduğu sultan,
Ekmekle soğanı, tatlıdır baldan,
Gelmişi, geçmişi şanlı bir yoldan,
Neresidir dersen, Sivas’tır gardaş.
(Meçhuli)
07/11/2009

Posted by Metin YILDIRIM on Cts, 28/11/2009 - 13:52
Tebrikler

Şiirniz şiiri sevenlerin gönlünde 1. olmuştur.Sivas'ı tanımayan bir insan bu şiiri okuduğu zaman Sivas'ın nasıl bir kültür şehri olduğunu anlamıştır.

ayhandarıcı kullanıcısının resmi
Posted by ayhandarıcı on Cts, 28/11/2009 - 21:55
Söze gerek kalmamış

Abi kalemine sağlık. Sivası her türlü güzelliği ile dizelere işlemişsin ?

ugurturkay kullanıcısının resmi
Posted by ugurturkay on Cts, 28/11/2009 - 21:42
BEN BİR ÖĞRETMENİM

BEN BİR ÖĞRETMENİM
Talihimi, tarihimi, ikbalimi ve istikbalimi yaşayan odam,
Dersliğim.
Ve bir de yarınlarını, mukaddesatını sırtında taşıyan adam,
Mukaddes yüküm öğrencilerim
Öğrencilerimse gözlerim
Çünkü ben bir öğretmenim!

Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana dünyayı gülücüklerine sığdıran
Tatlı bakışları…
Ders zili çalıpta sınıfımın kapısından girince,
Dünya’nın bütün dertlerini unuturum.
Onların saf ve içli bakışlarını görünce,
Tertemiz dünyalara kavuşurum.
Zehra’mın deniz mavisi gözlerinde,
Hayatımda suyun azizliğini ve özelliğini…
Doğa Yaren’imin zeytin karası gözlerinde,
Bir dost bakışın sadeliğini ve temizliğini…
Emir’imin anadolumun yağız delikanlısı gözlerinde,
Yiğitliğin destanını ve Türk’ün yürekliliğini…
Erdem’imin kömür karası gözlerinde,
Necip bir milletin sevdalarındaki bilekliliğini görür,
Ve kaybolurum gözlerinden bana ışıyan nurun içinde.
Hele bir de riyasız ve katıksız duruşlarının arasında,
Gül gibi nazenin ve masumane bir edayla,
Şaşırarak baba demeleri yok mu?!!!!
Beni benden alır götürür,
Bırakırlar bir gülistanın amberi kokusunun ortasında…

Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse duygularım, sevdalarım.

Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana bin çabayla unutturulan,
Veya da unutturulmaya çalışılan,
Duygularımı , sevdalarımı…
Behice Su’mun miniminnacık ellerinde,
Dostluğu ve vefayı…
Berke’min bal damlası dillerinde,
Samimiyeti, candanlığı ve sefayı…
Sezin’imin meleklerden aldığı yanaklarında,
Yare verilen ve sevda kokan al elmayı…
Burak Kağan’ımın omuzlarında,
Nizam-ı Alemi ve Kızıl Elma’yı…
Denizimin dalga dalga saçlarında,
Babaannemin başındaki yazmayı…
Mustafa’mın yiğit yüreğinde,
Zalime zulmünü hatırlatan büyük atamı…
Yasin’imin zorbalara kafa tutan duruşunda,
İlay-ı Kelimetullah’a olan büyük sevdamı…
Görürüm, duyarım, hissederim ve yaşarım.
Her gün en yeniden, her gün en baştan!

Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse ülküm ve hülyalarım.

Ben onlara her şeyi öğretirim,
Onlarsa bana şeytanın el süremediği,
Eşref-i mahlukat olan insanı
Ve insanda var olması gereken melekeleri…
Kadir’imin ay gibi durgunluğunda,
Kadir şinaslığı…
İrem’imin iffetli gerdanında,
Al-i cenaplığı…
Dila’mın vakur endamında,
Adalet mülkündeki sultanlığı…
Celal Deniz’imin ak yüzünü süsleyen kara kaşlarında,
Türk otağındaki asil hakanlığı…
Yakup’umun damarlarındaki kanında,
Genlerini süsleyen delikanlılığı…
Gülçin’imin alnındaki şanında,
Şems’ine sema yapan semazanlığı…
Atalay’ımın alnındaki nurunda,
Kutsallarına hasredilen fedakarlığı…
Görürüm, anlarım, öğrenirim ve kutlarım,
Her gün en yeniden, her gün en baştan.

Ben işte bu mukaddes yüke hamalım;
Çünkü ben bir öğretmenim.
Öğrencilerimse bu günüm ve yarınlarım.

Posted by Meçhuli on Çar, 08/07/2009 - 00:52
BÜYÜME ÇOCUK

BÜYÜME ÇOCUK
Hava kırkında ayaz
bu senede yaz gelmeyecek bu ellere
bağrımdan yarılan koca bir avaz
nasır tutmuş sevdalarımı satamıyor güllere
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk

hayallerini kara masalların cadısı çalar
saatlerin sırtında büyüttüğümüz kırk yıllık buçuk
tutar tertemiz yarınlarını boğar
henüz ellerime sığmazsın küçüksün küçük
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk

eller duada beyazlansın
sonra büyürsün
renkler baharlara sevdalansın
sonra yürürsün
şimdilerde mevsim tuzak kurdu ellerime
buz kesti yüreğimdeki bütün cemreler
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk

eller niyazıma sancak açsın
sonra büyürsün
gözlerim doğan güne kamaşsın
sonra yürürsün
şimdilerde güne verilen selam bile soysuzlaştı
dostluğa sallanan ellere menfaat doldu
şefkat akıtan kalemim gecelerime aptallaştı
yağmur kokan güller ellerime soldu
sen bu ellere büyüme çocuk
büyüyüpte yüreğime erime çocuk….
(meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Çar, 04/03/2009 - 21:42
ARTIK SEVGİ

ARTIK SEVGİ
Gençliğimi yedin ömrüm bitirdin
Belkıs’ın tahtına çıkarsın artık.
Diktiğim güllere diken yetirdin,
Gerdanına dizer takarsın artık.

Muradımı boğdu her gün sitemin,
Dizginin tutmuyor kırıldı gemin
Yüreğin buz tutup soğursa tenin
Tabutumu kırar yakarsın artık.

Suyun ağu oldu ekmeğin zehir
Bakışın ok oldu sözlerin kahır
Ey asık suratlı ey hâli mâhir
Ektiğin zulümü biçersin artık.

Körpe fidan iken bindin dalıma
Zehir zembereği attın yoluma
Dostun omuzunda giden ölüme
Süt beyaz kefeni sararsın artık

Hayalimi yıktın sevgimi yaktın
Düşlerimi yırtıp içimden çıktın
Nerde dara düşsem orda sen yoktun
Beni mezarımda ararsın artık

İmtihanın bir zalimle ey “Hanlı”
Akıldan piyade noksan izanlı
Yoldaşım dediğim yarım imanlı
Hesabı mahşerde verirsin artık.
MEÇHULİ-053659

Posted by Meçhuli on Paz, 14/03/2010 - 10:57
BİLMEZSİN

BİLMEZSİN
Temmuz sıcağında tapan tarlada
Yanmadıysan sen nimeti bilmezsin
Gönüllerin bir olduğu halkada
Durmadıysan sen hürmeti bilmezsin

Riyakarı dost yarenin bilerek
Vefasıza sevdiceğim diyerek
Her çeşitten kalleşliği görerek
Ölmediysen sen zulmeti bilmezsin

Bayrağımda şehidimin kanı var
Toprağımda mehmedimin canı var
Tarihimde şerefi var şanı var
Bilmediysen sen cenneti bilmezsin

Nurlu gece günahları yutarken
Seher vakti bülbül güle ağlarken
Zaman sana zemzem gibi akarken
Dolmadıysan sen himmeti bilmezsin

Dikildiyse şeytan gibi karşına
Kutsalların çekilirken kurşuna
Kör alçağın dünyasını başına
Çalmadıysan sen cinneti bilmezsin

Bulutlar yüklenip hakkın zikrinde
Şimşekler çaktırıp yüce fikrinde
Kıraç topraklara yedi iklimde
Yağmadıysan sen rahmeti bilmezsin

Uzun ömür rahmet versin yaradan
Emek ile erdem aldık babadan
Sütü temiz mübarek bir anadan
Doğmadıysan sen zahmeti bilmezsin

Kara bulut terk etmeyip başını
Atik gavur gösterince haçını
“Meçhulice” bırakmayıp saçını
Yolmadıysan sen töhmeti bilmezsin
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Cts, 28/02/2009 - 01:14
BİLMEZSİN

BİLMEZSİN
Temmuz sıcağında tapan tarlada
Yanmadıysan sen nimeti bilmezsin
Gönüllerin bir olduğu halkada
Durmadıysan sen hürmeti bilmezsin

Riyakarı dost yarenin bilerek
Vefasıza sevdiceğim diyerek
Her çeşitten kalleşliği görerek
Ölmediysen sen zulmeti bilmezsin

Bayrağımda şehidimin kanı var
Toprağımda mehmedimin canı var
Tarihimde şerefi var şanı var
Bilmediysen sen cenneti bilmezsin

Nurlu gece günahları yutarken
Seher vakti bülbül güle ağlarken
Zaman sana zemzem gibi akarken
Dolmadıysan sen himmeti bilmezsin

Dikildiyse şeytan gibi karşına
Kutsalların çekilirken kurşuna
Kör alçağın dünyasını başına
Çalmadıysan sen cinneti bilmezsin

Bulutlar yüklenip hakkın zikrinde
Şimşekler çaktırıp yüce fikrinde
Kıraç topraklara yedi iklimde
Yağmadıysan sen rahmeti bilmezsin

Uzun ömür rahmet versin yaradan
Emek ile erdem aldık babadan
Sütü temiz mübarek bir anadan
Doğmadıysan sen zahmeti bilmezsin

Kara bulut terk etmeyip başını
Atik gavur gösterince haçını
“Meçhulice” bırakmayıp saçını
Yolmadıysan sen töhmeti bilmezsin
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Cts, 28/02/2009 - 01:14
DÜMENSİZ GEMİ

Dümensiz Gemi
Cinnet denizinde dümensiz gemi
Kaçıncı batışın bayramı bu gün
Kahpe bir rüzgarla dolar yelkeni
Kör topal hayatın hayranı bu gün

Nereden kaçarsın bu gidiş kime
İsyanın nedendir nurlu iklime
Karanlığa batıp doğdun zalime
Zifire dalmanın devranı bu gün

Rotasız günlerde yollar yorulur
Sevgisiz dünyada kollar yorulur
Buruşmuş yüzünde yıllar yorulur
Hesabı tutmanın zamanı bu gün

Kısrak gönlün gem tutmazdı düzlükte
Edep erkan bulunmazdı sözlükte
Hep öndeydin atiklikte tezlikte
Tükenen nefesin zevali bu gün

Sular çiğner deryalardan geçerdin
Rüzgar eker fırtınayı biçerdin
Nasıl ettin bunu nasıl becerdin
Tütmüyor bacanın dumanı bu gün

Yaşlı gövden çatırdayıp çürüyor
Bükülen belinde zaman eriyor
Titreyen ellerin haber veriyor
Ekip derdiğinin harmanı bu gün
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Per, 26/02/2009 - 20:46
NAYLON HAYAT

Şatafattan saray, cıncıktan kule,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Tozutur savurur, gem vurmaz dile,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Düşüncesi modern, beden fuarda,
İffeti kiralık, ahlak hovarda,
Deniz manzaralı resmi duvarda,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Anayı beğenmez, camiyi bilmez,
Babayı tanımaz, evine gelmez,
Vatana bayrağa can verip ölmez,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Maziye karıştı bin yıllık töre,
Ateşi avuçlar göz göre göre,
Hesapta kitapta onmilyon kere,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Saçları örgülü, ucube sakal,
Vücudu döğmeli, küpeli çakal,
Düşünce özürlü, akıldan topal,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Birin solundayken yok olur sıfır,
Cifiri uykuda, ebcedi zifir,
Rabbini bilmeyen külliyen kafir,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Edebi tanımaz, Yunus’u asar,
Bir köşe kapmıştır yazar ha yazar
Memleketi satar, tarihi bozar,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Yemi kesilince döner dövünür,
Oyunla oynaşla ruhu avunur,
“Meçhuli” yüz yanar, bine bölünür,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Salı, 24/02/2009 - 23:03
NAYLON HAYAT

Şatafattan saray, cıncıktan kule,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
Tozutur savurur, gem vurmaz dile,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Düşüncesi modern, beden fuarda,
İffeti kiralık, ahlak hovarda,
Deniz manzaralı resmi duvarda,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Anayı beğenmez, camiyi bilmez,
Babayı tanımaz, evine gelmez,
Vatana bayrağa can verip ölmez,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Maziye karıştı bin yıllık töre,
Ateşi avuçlar göz göre göre,
Hesapta kitapta onmilyon kere,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Saçları örgülü, ucube sakal,
Vücudu döğmeli, küpeli çakal,
Düşünce özürlü, akıldan topal,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Birin solundayken yok olur sıfır,
Cifiri uykuda, ebcedi zifir,
Rabbini bilmeyen külliyen kafir,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Edebi tanımaz, Yunus’u asar,
Bir köşe kapmıştır yazar ha yazar
Memleketi satar, tarihi bozar,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.

Yemi kesilince döner dövünür,
Oyunla oynaşla ruhu avunur,
“Meçhuli” yüz yanar, bine bölünür,
Tümünü toplasam naylon bir hayat.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Salı, 24/02/2009 - 23:03
YETİMLER İÇLİ BAKAR

YETİMLER İÇLİ BAKAR
Geceye söyleyin sussun
Bütün inlemeleri bana bıraksın
Günahlarımı örtsün yeter.
Ve suskunluğunda,
Yükleyelim sırtına kalemimin
Vurgun yemiş sevdalarımla birlikte
Muhanetin çıkmaz sokaklarında
Ne kadar yetim hikayem varsa
Hepsini hicran dağına çıkarsın
Ninniler söylesin onlara
Kar tanelerine kardeş etsin uyutsun
Ak sevdalarımın sütüyle besleyip
Güllerle uyanmaya büyütsün.
…………………………………
Sus gece sus
Yetim uyanmasın
Salkım söğüt düşüncelerimin gölgesinde
Bir yetim uyuyor
Uyanmasın yürek dağlar
Çünkü yetimler içli bakar.
…………………………………
Ay’a söyleyin sussun
Dalgaların sinesine uyuttuğum
Mehtap uyanmasın.
Yoluna kurban olduğumun,
Nurunu yansıtsın yeter.
Ve duruluğunda,
Yükleyelim sırtına yüreğimin
Yetimlerin ensesine attığımız
Kalleş tokatların hesaplarını.
Taşısın gözyaşlarıyla birlikte
Hesap günündeki gül çehreli
Peygamber sancağının gölgesine.
…………………………………
Sus Ay sus
Yetim uyanmasın
Bir hazin öykünün son perdesinde
Çok yetim uyuyor
Uyanmasın yürek dağlar
Çünkü yetimler içli bakar.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:34
BULUNMAZ GARDAŞ

BULUNMAZ GARDAŞ
Yaram derin boşa merhem arama
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
Hançer saplanıyor sanki şurama
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş

Artık bünyem ilaç kabul etmiyor
Gözüm görmez oldu dizim tutmuyor
Damarımdan serum dahi gitmiyor
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş

Anam aceleynen çeyiz dizerdi
Doktor morfin vurdu sızım giderdi
Onyedimde nerden buldum bu derdi
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş

Mezarımı çiçeklerle süsleyin
Sakın ola annemizi üzmeyin
Ben gidiyom darılıpta küsmeyin
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş

Gelinliğim kefen oldu biçildi
Mezarımın tahtasıda seçildi
Azrailim yamacıma dikildi
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş

Hoca minarede sela veriyor
Bu bacınız el sallayıp gidiyor
Ecel geldi son nefesim bitiyor
Derdimin dermanı bulunmaz gardaş
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:28
SENDEN SANA SUSADIM

SENDEN SANA SUSADIM
Göz yaşlarımla suladım
Sana verceğim gülleri
Bütün hasretlerimide sardım sarmaladım
Sevdamıza uyuttuğum gonca kundağına
Ve hepsini sırtına vurdum yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım.
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım.
………………………………………..
Kırçiçekli dağlarda seni aradım
Ceylanlara sordum, ahu bakışlarını
Dilek çeşmesinin akışında
Saçlarını taradım gözlerimle
Ve gözlerimi içine akıttım yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım.
……………………………………….
Ondört şubatları aşıklara bıraktım
Onların olsun
Bütün yıllar ve günlerde bizim
Sevdamızı söylesin
Asırlarca dilden dillere
Sana yanmışlıklarıma türküler yaktım
Türkülerde beni yaktı sana
Ve türküleri içine kattım yedi verenin
Sana uğurladım
Ey sevgili sana yolladım
Bil ki her günden daha çok
Senden sana susadım…
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:26
SORU VE DUA

SORU VE DUA
Ela gözlerimde açan çiçeğim
Soğuk ayazımda üşümeyesin
Kırmızı benekli gelin böceğim
Bahar sevdasında büyümeyesin.

Mahmur bakışların derdimi alsın
Sahrada kuruyan ruhum ıslansın
Yola gelmez gönlüm derken uslansın
Çamur deryasında çağlamayasın.

Güllerden damlasın derdime şurup
Sinene gireyim yolunu bulup
Hasret semasında bir bulut olup
Hazan mevsimimde ağlamayasın

Kirpiğin gözünü gölgeleyince
Bakışın kalbimi süngüleyince
Lal olup dillerin söylemeyince
Figan denizimde boğulmayasın.

Çektiğim çileyi hesaplayınca
Dağımın karını arzulayınca
Deli küheylanı kamçılayınca
Yürek yokuşumda yorulmayasın.

Ağular içerim bal gelir senden
Ak sevdan canımla gidince tenden
Amberi kokunu alınca benden
Kırık mızrabımda kırılmayasın.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:22
BİNİ BİR PARA

BİNİ BİR PARA
Üç beş kuruş aldım çıktım pazara
Baktım namussuzun bini bir para
Cilalı boyalı tam bir manzara
Gördüm şerefsizin topu bir para

Pişkin pişkin meclislerde sırıtır
Tövbe haşa sanki dağlar yaratır
İçki fışkı birde sofra donatır
Sordum namussuzun bini bir para

Yolunu kaybetmiş akıldan şaşkın
İsmini kirletir mukaddes aşkın
Boynu kalınlaşmış göbeği şişkin
Yordum şerefsizin topu bir para

Türlü mel’unluğu normal karşılar
Çevresine aşüftelik aşılar
Kirlenmiştir cadde sokak çarşılar
Gördüm namussuzun bini bir para

Ekranda medyada etin sergiler
Yediği lerzeyi söyler dergiler
Saatlik olmuştur aşklar sevgiler
Baktım şerefsizin topu bir para

Rüşveti alıyor bahşiş oluyor
Memur maaşıyla villa alıyor
Yetimin öksüzün hakkın çalıyor
Sordum namussuzun bini bir para

Kokain esrarla gözü dönmüştür
Cemali çarpılmış şikri ölmüştür
“Meçhuli” bu işe çokça gülmüştür
Yordum şerefsizin topu bir para
Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:16
BİNİ BİR PARA

BİNİ BİR PARA
Üç beş kuruş aldım çıktım pazara
Baktım namussuzun bini bir para
Cilalı boyalı tam bir manzara
Gördüm şerefsizin topu bir para

Pişkin pişkin meclislerde sırıtır
Tövbe haşa sanki dağlar yaratır
İçki fışkı birde sofra donatır
Sordum namussuzun bini bir para

Yolunu kaybetmiş akıldan şaşkın
İsmini kirletir mukaddes aşkın
Boynu kalınlaşmış göbeği şişkin
Yordum şerefsizin topu bir para

Türlü mel’unluğu normal karşılar
Çevresine aşüftelik aşılar
Kirlenmiştir cadde sokak çarşılar
Gördüm namussuzun bini bir para

Ekranda medyada etin sergiler
Yediği lerzeyi söyler dergiler
Saatlik olmuştur aşklar sevgiler
Baktım şerefsizin topu bir para

Rüşveti alıyor bahşiş oluyor
Memur maaşıyla villa alıyor
Yetimin öksüzün hakkın çalıyor
Sordum namussuzun bini bir para

Kokain esrarla gözü dönmüştür
Cemali çarpılmış şikri ölmüştür
“Meçhuli” bu işe çokça gülmüştür
Yordum şerefsizin topu bir para
Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 22/02/2009 - 21:16
YAĞMUR VE BEN

YAĞMUR VE BEN
Kimi zaman sessiz çisenti olup,
İnceden inceye bir senfoni çalarak,
Kimi zaman da bir hışımla yağarsın;
Susuz kalmış gönül çölüme,
Yudum yudum, kana kana içilesi.
……………………………………….
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
………………………………………
Usul usul, tane tane yağ bana!
Sana susayan bağrım ıslansın.
İçimi vatan tutmuş ayrılık ateşini,
Çatlamış dudaklarımdan kalemim sana ağlasın,
Sade ve boyasız kelimelerle.
Ve sonra,
Kardeş olsunlar,
Güllere verdiğim bütün renkler,
Seni yansıtan gökkuşağının yedi renginde.
………………………………………….
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
……………………………………………..
Kimi zaman gürleyerek gelir,
Kimi zaman da sağnak sağnak ağlarsın;
Can vermek için ölmüş ruhuma.
Her tohum seninle çatlar,
Rüzgarla sarılıp dans etmek hayaliyle.
Sürgün verir yetim benliğimdeki her fidan,
Bulutlarla birlikte sana gelmek için.
…………………………………………..
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…..
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan , ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
……………………………………………
Kimi zaman yanağıma bir buse kondurur,
Kimi zaman da ırmak olur çağlarsın;
Beni yalnızlıklarımdan çalıp,
Koynunda uyutmak için.
Sarıp sarmalayıp ninnilerle,
Gül dalında büyütmek için.
…………………………………………..
Sen yağmurum bense toprağın.
Sen olmasan…...
Ne hükmü olur kıraç toprağın.
Sen olmasan, ah sen olmasan,
Kıymet mi bulur gülüm, yaprağım.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Meçhuli on Pzt, 02/02/2009 - 12:19
DÜŞÜNCE

DÜŞÜNCE
Bir masa, bir kalem ve bin düşünce,
Sevdadan kalan kırık bir kalbin matemi dile geldi.
Soğuk bir odanın buzdan nefesinde,
Düşüncelerim ellerime düşünce…..
Betonun azgın suratından düşen bin parça,
Her zerresinde zemheriyi yaşarken,
Ben baharları yaşatıyordum,
Özlemlerimin gün görmemiş yüzünde.
Sonra kor alevlerle kardeş olmuş her hücremde,
Isıtıyordum kimsesizliklerimin buz kesmiş vücudunu,
Seccademin şefkat mevsimine cemre düşünce!.......
………………………………………………………….
Bir gece,bir adam ve bin düşünce,
Günahların sigaya çekilip, asıldığı an,
Taze sevdalara yelken açıyordu hayallerim,
Havf ve reca ile,
Yalnızlıklarımın uçsuz enginlerinde.
Meramımı anlatmaya kifayetsiz kalıyordu kelimelerim,
Pişmanlıklarımın arasına gizlenmiş duygu selinde.
Akşamdan ta fecr-i sadıka gelince, ince ince,
“Yağlı urganlara gidesin” dediğim,
Günahkar ruhumu asacak sandalyem,
Ne mübarek kurtuluş müjdecisi olur,
Bir hazin çatırtıyla, yere düşünce!.....
………………………………………………………….
Bir sultan, bir sevda ve bin cüce,
Zavallı binlerin tağutla danslarındaki acı son,
Hep aynı değil midir?
Onların hayat serüvenindeki son perde.
Üryan bakışlarıyla kalmazlar mı orta yerde?
Gerçeklerle yüzleşme vaktindeki mizan,
Çok hazin neticelenir maskeleri düşünce!...
Ben ise sultanıma sevdalarımı sunma telaşındayım,
Kırk yaşıma yüklediğim, ağır yük,
Aklımı başıma getirdi.
Büyük bir çatırtıyla ve hengameyle,
Omuzumdan yere düşünce!.........
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Meçhuli on Çar, 28/01/2009 - 21:48
ARKADAŞ

ARKADAŞ
Kimisi ekmek gibi her gün aranır,
Kimisi ilaç gibi elzem bulunur,
Kimisi mikrop gibi her an görünür,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!

Kimisi hava gibi içe çekilir,
Kimisi suna gibi gören durulur,
Kimisi deve gibi yüke vurulur,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!

Kimisi kaya gibi sırtın dayarsın,
Kimisi paşa gibi saygı duyarsın,
Kimisi ayı gibi ondan kaçarsın,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!

Kimisi hayat gibi durur yaşarsın,
Kimisi sanat gibi bakar doyarsın,
Kimisi bayat gibi alır atarsın,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!

Kimisi inci gibi ipe dizilir,
Kimisi hancı gibi ona gidilir,
Kimisi sancı gibi zorla atılır,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!

Kimisi “Behlül”gibi deli denilir,
Kimisi “eylül”gibi gülü derilir,
Kimisi “meçhul”gibi ölür sevilir,
Sakın ha üçüncüsü olma arkadaş!
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Meçhuli on Salı, 27/01/2009 - 19:34
FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK

FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK
Akranların binbir makam ninni dinlerken,
Sen bombaları kanınla boyadın.
Sızdı damarındaki kan,
Şarapnelin merhametten yoksun kucağına.
Bir aah çekti içli ve sessiz,
Modern ve demokratik dünyanın çirkin ve hoyrat suratına;
Ben Filistinli kadersiz ve kimsesiz çocuğun kanıyım dedi,
Melul ve mahsun bakışlarının arasında
Neler , neler anlatıyordu,
Tarihin utanç sayfalarına;
İşte o bebek kanıyla imza atıyordu.
……………………………………………………….
Kefen içindeki o masum ve melek duruşlum,
Kurşunlara dizerken,
Eli kolu bağlı çaresizliklerimi,
Gözyaşlarımın arasında çırpınıyordu,
Mini minnacık kalbi.
Haykırıyordu sanki ,
Kimsesizliklerini, sahipsizliklerini,
Koca dünyanın Müslüman coğrafyasına.
Nefesi kuvvetliydi lakin,
Duymuyordu, bir türlü duyuramıyordu sesini,
Sağırlaşan, dilsizleşen, dinsizleşen
Dünya haritasına.
………………………………………………………………..
Dili dönmese de
Kalbi, kanı, kefeni
LA İLAHE İLLALLAH diyordu;
Katil İsrail’in tankına, bombasına, şarapneline
Sapan taşı atıyordu,
Mescid-i Aksa ile gözgöze gelerek.
Akan kanlarını biriktiriyordu,
Yarınlarına damla, damla
Çünkü; her damlası kan kırmızı karanfilleri sulayacak,
İşte ben buradayım diyecekti,
Günü gelince,
Mescid-i Aksa’nın gülizarında.
Bir gün Selahaddin-i Can,
Öbür gün Abdulhamit Han olup,
Esecek rüzgar, rüzgar
Gazze’nin nurlu sokaklarında;
Mikropsuz, katilsiz, yahudisiz ve İsrailsiz.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 04/01/2009 - 23:24
FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK

FİLİSTİNLİ KİMSESİZ ÇOCUK
Akranların binbir makam ninni dinlerken,
Sen bombaları kanınla boyadın.
Sızdı damarındaki kan,
Şarapnelin merhametten yoksun kucağına.
Bir aah çekti içli ve sessiz,
Modern ve demokratik dünyanın çirkin ve hoyrat suratına;
Ben Filistinli kadersiz ve kimsesiz çocuğun kanıyım dedi,
Melul ve mahsun bakışlarının arasında
Neler , neler anlatıyordu,
Tarihin utanç sayfalarına;
İşte o bebek kanıyla imza atıyordu.
……………………………………………………….
Kefen içindeki o masum ve melek duruşlum,
Kurşunlara dizerken,
Eli kolu bağlı çaresizliklerimi,
Gözyaşlarımın arasında çırpınıyordu,
Mini minnacık kalbi.
Haykırıyordu sanki ,
Kimsesizliklerini, sahipsizliklerini,
Koca dünyanın Müslüman coğrafyasına.
Nefesi kuvvetliydi lakin,
Duymuyordu, bir türlü duyuramıyordu sesini,
Sağırlaşan, dilsizleşen, dinsizleşen
Dünya haritasına.
………………………………………………………………..
Dili dönmese de
Kalbi, kanı, kefeni
LA İLAHE İLLALLAH diyordu;
Katil İsrail’in tankına, bombasına, şarapneline
Sapan taşı atıyordu,
Mescid-i Aksa ile gözgöze gelerek.
Akan kanlarını biriktiriyordu,
Yarınlarına damla, damla
Çünkü; her damlası kan kırmızı karanfilleri sulayacak,
İşte ben buradayım diyecekti,
Günü gelince,
Mescid-i Aksa’nın gülizarında.
Bir gün Selahaddin-i Can,
Öbür gün Abdulhamit Han olup,
Esecek rüzgar, rüzgar
Gazze’nin nurlu sokaklarında;
Mikropsuz, katilsiz, yahudisiz ve İsrailsiz.
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 04/01/2009 - 23:24
BU GECE

BU GECE
Hece hece hayatımı okudum,
Dertlerim depreşti yandım bu gece.
Tüm ömrümü bir çırpıda soludum,
Meydan-ı Mahşer’de kaldım bu gece.

Tarihleri makaraya doladım,
İbretleri hafızamdan taradım,
Mezarımdan çıkış yolu aradım,
Alem-i Berzah’ta öldüm bu gece.

Münker Nekir omuzumdan inmiyor,
Sorguya suale dilim dönmüyor,
Ceset öldü, neden bu can ölmüyor?
Ateşim tükendi söndüm bu gece.

Musalla taşına uzandım yattım,
Dosta arkadaşa iyale baktım,
Amel defterimi boynuma taktım,
Kendimi mezara gömdüm bu gece.

Tek yekunde günlerimi topladım,
Topladıkça pişmanlığım katladım,
Çıkan resme bakıp bakıp çatladım,
Zerreyi milyona böldüm bu gece.

Meçhuliyim muhasebe tutmadı,
Bini bırak biri bire katmadı,
Havf çok ama recayı unutmadı,
Eridim tükendim bittim bu gece.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Meçhuli on Çar, 15/10/2008 - 20:30
ÖZÜR DİLİYOR

ÖZÜR DİLİYOR
Toplanmış çağdaş şebek sürüsü,
Çiyan dedesinden özür diliyor.
Mikrobun aydını, itin ölüsü,
Çiyan babasından özür diliyor.

Atanı yalladık, bize hırladı,
Yemini bol verdik yine zırladı,
Torunları olanağı zorladı,
Çiyan dedesinden özür diliyor.

Ekmeğimi yiyip, suyum içerken,
Dili yılan olup zehir saçarken,
Çifte atıp kendisinden geçerken,
Çiyan babasından özür diliyor.

Bir doğruyu dört eğriye böldürdük,
Koltukları hep onlardan doldurduk,
Adların dan “yan”larını kaldırdık,
Çiyan dedesinden özür diliyor.

Marko Paşa derdinizi dinlesin,
Zilli kutu her makamdan söylesin,
Yetim, öksüz her deminde ağlasın,
Çiyan babasından özür diliyor.

Adalet tokmağı öküz elinde,
Nahoş türkü söyler sarhoş dilinde,
Türk’ün vatanında, Türk’ün yerinde,
Çiyan dedesinden özür diliyor.

Olanaklar koşulları sağladı,
Tüm sığırlar dillerini yağladı,
Cüppe giyip, kıravatta bağladı,
Çiyan babasından özür diliyor.
(MEÇHULİ 053659)

Posted by Meçhuli on Paz, 28/12/2008 - 12:33
RAMAZAN

RAMAZAN
Şeytanları zincirlere vurdunda
İlm-u Kelam ile geldin Ramazan.
Mağfiret bıraktın güzel yurdumda
İzzet ikram ile gittin Ramazan.

Bin aydan hayırlı “kadir” sendedir
Teravihi kıldık, dizler zindedir
Avanesi düşman, iblis kindedir
Derde derman ile geldin Ramazan.

Açların halini bildirdin bize
Günahlar affoldu, nur geldi yüze
İlahi devlete verdinde vize
Şeref şanın ile gittin Ramazan.

Ruhlarımız yücelere ulaştı
Melekut alemine çoktan yaklaştı
Zengin fakir ile rahmet paylaştı
Ahde vefa ile geldin Ramazan.

Seccadem nakş etti yüce sevdamı
Dostlara anlattım büyük kavgamı
Sabredenler buldu Iyd-ı bayramı
Misl-i Kamil ile gittin Ramazan.

Nefs-i emmareyi vurduk, öldürdük
Rahmet yağmurunda yangın söndürdük
Yönümüz Kabe’ye durduk döndürdük
Şeb-i Aruz ile geldin Ramazan.

“Meçhul” seni dört göz ile bekliyor
Selavat getirip gülün kokluyor
Sende ektiğini derip topluyor
Fazl-ı Kerem ile gittin Ramazan.

Posted by Meçhuli on Pzt, 22/09/2008 - 00:12
ANADOLU

ANADOLU
Sen atamın saçlarından,
Besledin ve büyüttün.
Gül bitirdin toprağından,
Yarınlarımıza koklanası….
Bir sevda bıraktın asırlarca söylenecek.

Anadolu, Anadolu!
Ta Malazgirt’ten kıyamete kadar,
Sana yiğit doğuracak ana dolu;
Çünkü toprağında atam yatar…

Sen yetimlerin gözyaşından,
Islattın ve çağlattın.
Burçlar çıkardın her taşından,
Nöbetler bıraktın tutulası….
Al bayrak bıraktın uğrunda ölünecek.

Anadolu, Anadolu!
Ta Edirne’den Kars’a kadar,
Sana civan doğuracak ana dolu;
Çünkü sinende kalbim atar…..

Sen kız kardeşimin bakışından,
İlmek ilmek bağlattın,
Gökkuşağını yağmurların ardından,
Rahmetin, bereketin hatırası,
Bu ekinler hasat zamanı derilecek.

Anadolu, Anadolu!
Ta kuzeyden güneye kadar,
Sana şehit doğuracak ana dolu;
Çünkü sana sevdam katar katar…..

Sen Kızılırmak’ın akışından,
Nice canlar dirilttin.
Öyle bir haykırdın ki Sakarya’nın bağrından,
Yer ile yekzan oldu salibin bataryası,
Asım’ın nesli hep övündü, övünecek.

Anadolu, Anadolu!
Ta şafaktan Sur’a kadar,
Sana şehit doğuracak ana dolu;
Çünkü yokluğun beni yutar…..
(Meçhuli-053659)

Posted by Meçhuli on Çar, 05/11/2008 - 21:19
GELDİM

GELDİM
Muhabbet kokulu dost meclisine,
Selamun Aleyküm dedim de geldim.
Rahmetler diledim tüm geçmişime,
Atamı dedemi saydım da geldim.

Ruz-i cezada ahvalim(i) aradım,
Medine’de ben gülümü kokladım,
Sevgisini yüreğime sakladım,
Umman-ı rahmete doydum da geldim.

Arı soylulukla yapar balını,
Mayası bozuğun çoktur çalımı,
İnsan-ı miskinin bütün malını,
Kalleş pazarında koydum da geldim.

Bülbül vatanına gülistan derler,
Aslı yağmur olan yağar ve gürler,
Osmanlı duruşlu beyler ve erler,
Meth-i senanızı duydum da geldim.

Koyunu getirdim ağıla koydum,
Öküzü bağladım ineği sağdım,
Yuları semeri sırtından aldım,
Eşeği çayıra saldım da geldim.

Mevsim-i Hazanda yaprak dökülür,
Kışı yaklaşanın beli bükülür,
Azrail kabzıyla canı sökülür,
Şehr-i zemheriyi gördüm de geldim.

Teneşirde bir defalık ölünce,
Bedenim çürüyüp gözüm sönünce,
Hesap yapıp kalanımı görünce,
Dünya’yı Kabil’e verdim de geldim.

Şeytanın tuzağı çetindir çetin,
Meçhuli seninde çürüycek etin,
Al etti el etti oynaştı lakin,
Nefsimi zincire vurdum da geldim.
(MEÇHULİ-053659)

Posted by Meçhuli on Çar, 05/11/2008 - 21:44
MEÇHULİ BEYE ÖVGÜ

Meçhuli Bey şirlerini okudum. Yanılmıyorsam yeni yayımlandı. Çok güzel yazmışsın. Diline, kalemine ve yüreğine sağlık. Ben -acizane olarak- sizde büyük bir şiir yeteneği sezinliyorum. İkinci bir Ruhsati, Minhaci doğuyor hissine kapıldım. Neden olmasın... Ne de olsa Sivas aşıkların harman olduğu bereketli bir toprak. Bu hele bizim köyümüzden çıkıyorsa o daha da güzel... Meçhuli kardeş ayrıca şiir bilginize ve şiirlerin geçmişine vakıf olduğunuzu da Yunus Emre, Molla Kasım hikayesiyle de kanıtlamış bulunuyorsunuz, katımız da. Sizi tekrar kutluyor ve affına sığınarak Yunus Emre'nin o şiirinin yani Molla Kasımın pişman olduğu şiirin son kıtasını sizinle ve köylülerimizle paylaşmak istiyom.
DERVİŞ YUNUS BU SÖZÜ
EĞRİ BÜĞRÜ SÖYLEME
SENİ DE SİGAYA ÇEKEN
BİR MOLLA KASIM GELİR

Posted by Misafir on Pzt, 18/02/2008 - 17:49
Köyden Manzaralar

BannerFans.com